‘Çağrı’nın çekimleri de olaydı gösterime girmesi de

Çekimleri olay gösterimi daha da olay

Annem, evimizin bahçesine mutlaka sıkma ve çökelek salatasının da olduğu yer sofrasını kurarken babam eski kaşar peynirini büyük bir özenle dilimlerdi.
Ben o esnada bahçemizdeki ağaçlara çıkar dut ve incir toplardım.
Ve top sesi…
Ardından ezan.
Ramazan aylarında yaşadığımız heyecan bir filmle zirve yapardı.
‘Çağrı’…
Dut ve incir eşliğinde siyah beyaz televizyonumuzun karşısına geçer İslâmiyet’in doğuşunu anlatan filmi izlerdik.
Ramazan aylarında defalarca yayınlanan film, her izlediğimizde aynı heyecanı, aynı coşkuyu veriyordu. 

Ramazan aylarıyla özdeşleşen ‘Çağrı’nın çekimleri de gösterime girmesi de hiç kolay olmadı. Özellikle de İslâm ülkelerinde.
Filmin ekibi çekim yapılan Fas’tan kovuldu, İslâm ülkelerinde gösterimi yasaklandı, Batı ülkelerinde gösterime girmemesi için eylemler düzenlendi, silahlı baskında rehineler alındı.
Bütün bunların nedeni ise filmde Hz. Muhammed’in canlandırılacağına yönelik yanlış anlamaydı.

ÇOCUKLARI İSLÂMİYET HAKKINDA YETERLİ BİLGİYE SAHİP OLMAYINCA…
Suriyeli Moustapha Al-Akkad, sinema eğitimi almak üzere 19 yaşındayken 1949’da ABD’ye gitti.
Los Angeles California Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra ABD’de kalmaya karar veren Al-Akkad, 20 yıl boyunca küçük bütçeli, gişede iddiasız filmler çekti.

Evlenip baba olan Moustapha Al-Akkad, ABD hayatından memnundu memnun olmasına ama çocukları büyüdükçe zihni kurcalanmaya başlandı.
Çocuklarının İslâmiyet hakkında yeterli ölçüde bilgi sahibi olmamasının burukluğunu hisseden Al-Akkad “İslâmiyet hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan sadece çocuklarım değil, Batı toplumları da aynı şekilde. Bu nedenle İslâmiyet hakkında çok fazla ön yargı var” diyerek yabancı ülkelerde yaşayan Müslümanlar için İslâm ülkelerinden öğretmen gönderilmemesini eleştirmeye başladı.

Moustapha Al-Akkad, günün birinde “Neden birilerini eleştiriyorum? İslâmiyet’i anlatmanın en etkin yollarından biri sinema. Hem bir yönetmenim hem de sinemanın merkezinde yaşıyorum. Neden üzerime düşeni yapmıyorum?” şeklindeki öz eleştiriden sonra İslâmiyet’in doğuşunu anlatan bir film çekmek için kollarını sıvadı.

ABD’DE SPONSOR BULAMADI
Moustapha Al-Akkad, film için ziyadesiyle arzulu ve heyecanlıydı. Ne var ki işi hiç de kolay değildi. Her şeyden önce projenin bütçesini karşılayacak kadar parası yoktu. ABD’de sponsor arasa da bir sonuca ulaşamadı. Zira ABD sinemasının egemenliğini elinde bulunduran Yahudiler, İslâmiyet ile ilgili projesinin hayata geçmesini istemiyordu. Ayrıca büyük filmlere imza atamadığından dolayı yeterli nüfuza da sahip değildi. 

Filmin bütçesini karşılayacak sponsorları ABD’de bulamayacağını anlayan Moustapha Al-Akkad, para bulmak için İslâm devletleri nezdinde arayışa girdi. Kuveyt, Libya ve Fas hükümetlerinin 10 milyon dolarlık maliyeti ortaklaşa karşılamayı kabul etmesi üzerine çekim hazırlıklarına başladı.

ADNAN KAŞIKÇI BAŞTA DESTEK VERDİ AMA…
10 milyon dolarlık kaynağa rağmen zihnindeki filmi arzuladığı ölçüde çekemeyeceğini hesaplayan Moustapha Al-Akkad’ın imdadına ailesinin kökeni Kayseri’ye dayanan Suudi milyarder Adnan Kaşıkçı yetişti. Kaşıkçı, hem maddi yardımda bulundu hem de çekim öncesi hazırlıkların sürdürülebilmesi için Al-Akkad’a Beyrut’ta bir ofis açtı.

Adnan Kaşıkçı (1935 -2017)

Adnan Kaşıkçı (1935 -2017)

SENARYOSU ULEMALAR DANIŞMANLIĞINDA YAZILDI
Filmin bütçesi için maddi kaynak sağlanmıştı ama ortada büyük bir sorun daha vardı.
Zira İslâmiyet’in doğuşunu anlatacak ve Hz. Muhammed’in hayatından kesitler sunacak olması açısından film bir hayli hassas içeriğe sahipti. Senaryoyu yazacak olan İrlanda asıllı ABD’li Harry A.L Craig’in yanlış bir anlatımı, yanlış bir ifadesi bütün Müslümanların tepkisini çekecekti. Moustapha Al-Akkad, bu nedenle senaryonun ulemalardan oluşan bir ekiple yazılmasına karar vererek bu konuda Kahire’deki Al-Azhar Üniversitesi’ne başvurdu. Üniversitenin kabul etmesiyle senaryo, oluşturulan komisyonun danışmanlığında bir yılda yazıldı.

'Hind'i canlandıran Yunan Irini Papas, Elia Kazan tarafından keşfedildi.

‘Hind’i canlandıran Yunan Irini Papas, Elia Kazan tarafından keşfedildi.

Senaryo Harry A.L Craig tarafından İngilizce olarak yazıldıktan sonra Arapçaya çevrilip üniversite bünyesinde ulemalardan oluşan komisyona sunuldu. Komisyonun tashihinden sonra İngilizceye tercüme edilen senaryo tekrar Craig’e teslim edildi. Üniversite, kendileri tarafından onaylandığını göstermek için de senaryonun her bir sayfasına mühür vurdu.

SENARYOYU SURATINA ATTILAR
Moustapha Al-Akkad, “ne olur ne olmaz” düşüncesiyle yazımı tamamlandıktan sonra senaryoyu önce Lübnan’daki Yüksek Şii İslâm Konseyi’ne onaylattı. Al-Akkad, yine aynı düşünceyle Suudi Arabistan’da bulunan, İslam dünyasının etkili kurumlarından biri olan İslam Birliği’ne gitti. Ne var ki orada hiç de beklemediği bir tepkiyle karşılaştı.

Anthony Quinn, setteki bazı boş zamanlarını filmin senaristi Harry A. L. Craig ile satranç oynayarak değerlendirdi.

Anthony Quinn, setteki bazı boş zamanlarını filmin senaristi Harry A. L. Craig ile satranç oynayarak değerlendirdi.

Mısır’da yayımlanan El-Ahram gazetesi, filmle ilgili olarak “Muhammed Rasulullah, başrolde Antony Quinn” başlıklı bir haber yapmıştı. Bu haberden yola çıkarak filmde Hz. Muhammed’in canlandırılacağını sanan İslâm Birliği üyeleri, okuma gereği bile duymadıkları senaryoyu “sen bizimle dalga mı geçiyorsun?” edasıyla Moustapha Al-Akkad’ın suratına fırlattı.  

'Bilal-i Habeşi'yi Johnny Sekka canlandırdı.

‘Bilal-i Habeşi’yi Johnny Sekka canlandırdı.

Moustapha Al-Akkad, Hz. Muhammed’in canlandırılmayacağı, bazı olayların onun gözünden çekileceği konusunda birliğin üyelerini ikna etmeye çalışırken filmde müzik kullanılacak olması da ayrı bir büyük sorun oldu. İslâm Birliğinin üyeleri, müzik kullanılmasının caiz olmayacağını dile getirerek çekilmesi halinde Suudi Arabistan’da filmin gösteriminin yasaklanacağını açıkladı. Birliğin üyelerinden sadece bir kişi filmin İslâmiyet’e zarar vermeyeceğini düşünse de Al-Akkad diğerlerini ikna edemedi.

KUVEYT SPONSORLUKTAN VAZGEÇTİ
İslâm Birliğinin bu kararı üzerine Kuveyt hükümeti, filmin sponsoru olmaktan vazgeçerek anlaşmayı feshetti. Adnan Kaşıkçı da ülkesinde veto edilen filme destek vermeye devam edemeyeceği için para yardımını kesti.

Moustapha Al-Akkad, Suudi Arabistan’da yaşanan bu gelişmenin ardından filmin bir diğer sponsoru olan Fas Kralı II. Hasan ile görüşmeye gitti.
Kral II. Hasan filme sponsor olmaya devam edeceklerini ve çekimleri ülkesinde yapabileceklerini söyleyerek rahatlattığı Moustapha Al-Akkad’a bir şart sundu; “Filmin Fas’ta çekildiğini hiçbir şekilde ön plana çıkarmayın.”

Fas Kralı II. Hasan (1929 - 1999)

Fas Kralı II. Hasan (1929 – 1999)

1973’te Moustapha Al-Akkad, hiç vakit kaybetmeden “Muhammed Rasûlullah” adını verdiği filmin setini Fas’ta kurmaya başladı. En fazla zaman alan dekorlar Kâbe ve Mekke olurken set 5 ay içinde çekimlere hazır hale getirildi.

MÜSLÜMAN VE HRİSTİYAN OYUNCULARLA İKİ FARKLI VERSİYONDA ÇEKİLDİ
Film, aynı senaryoyla İngilizce ve Arapça olarak Müslüman ve Hristiyan oyuncularla çekilmeye başlandı. Örneğin İngilizce versiyonunda ‘Hamza bin Abdülmuttalib’i Antony Quinn, Arapça versiyonunda ise Abdullah El-Gays canlandırdı. Moustapha Al-Akkad’ın bu yola başvurmasının nedeni İslâmiyet’in doğuşunu ve Hz. Muhammed’i Batı’ya İngilizce ve Hristiyan oyuncularla anlatmaktı. Hatta bu amaç doğrultusunda Mekke’de gördükleri zulüm nedeniyle Hz. Muhammed’in isteği doğrultusunda küçük bir Müslüman grubun Habeşistan’a sığınmasının sahnesi olabildiğince uzun çekildi. Adaletiyle nam salmış olan Hristiyan Habeş Kralı Necaşi’nin Hristiyanlık ve Hz. İsa ile ilgili diyaloglarına da uzun bir yer ayrıldı.
İslâm ülkelerinde ise filmin Arapça ve Müslüman oyuncularla daha çok ilgi göreceğini düşündü.

Çekimler esnasında işler yolundaydı.
Ne var ki çekimlerin 6’ncı ayında Fas Kralı II. Hasan, Moustapha Al-Akkad’ı huzuruna çağırarak “15 gün içinde ülkeyi terk edin” dedi.  Hem kovulması hem de Fas’ın sponsorluğunu kaybetmesiyle büyük bir şoka uğrayan Moustapha Al-Akkad, büyük bir şaşkınlıkla “ülkeyi terk edin” emrinin nedenini anlamaya çalışa çalışa sete döndü. Nedenini bir süre sonra öğrendi.

Moustapha Al-Akkad, filmin Arapça ve İngilizce versiyonlarında 'Hamza bin Abdülmuttalib'i canlandıran Abdullah El-Gays ve Anthony Quinn.

Moustapha Al-Akkad, filmin Arapça ve İngilizce versiyonlarında ‘Hamza bin Abdülmuttalib’i canlandıran Abdullah El-Gays ve Anthony Quinn.

FAS’TAN NEDEN KOVULDULAR?
Fas’ın başkenti Rabat’ta İslâm Zirvesi Konferansı düzenlenecekti. Filmin çekilmesine rıza göstermeyen Suudi Arabistan’ın kralı Faysal bin Abdülaziz El-Suud, “Ya filmin çekimlerini durdursunuz ya da konferansa katılmam” dedi. Moustapha Al-Akkad, özü sözü bir olduğunu düşündüğü, bu nedenle de büyük saygı duyduğu Kral Faysal’ın bu çıkışına bir anlam veremese de yapabileceği hiçbir şey yoktu.

'Habeşistan Kralı Necaşi'yi canlandıran Bermuda doğumlu Earlston Jewitt Cameron, 2020'de 102 yaşındayken vefat etti.

‘Habeşistan Kralı Necaşi’yi canlandıran Bermuda doğumlu Earlston Jewitt Cameron, 2020’de 102 yaşındayken vefat etti.

Önce Kuveyt, ardından da Fas olmak üzere iki ülkenin sponsorluğunu kaybeden Moustapha Al-Akkad, ülkeyi terk etmeleri için tanınan sürenin sona ermesine 3 gün kala üçüncü sponsor ülkelerinden Libya’nın lideri Muammer Kaddafi’den randevu istedi. Kaddafi, hemen ertesi günü için randevu verince Akkad, apar topar Trablus’a geçti.

MUAMMER KADDAFİ OLMASAYDI ÇEKİLEMEYECEKTİ
Moustapha Al-Akkad, filmin o güne kadar yapılan çekimlerdeki sahneleri Muammer Kaddafi’ye izletti. Kaddafi, Müslümanların ‘Allâhuekber’ nidaları eşliğinde Hz. Muhammed’i Mekkeli müşriklerin attıkları taşlardan koruyarak Kâbe’ye götürmeye çalıştığı sahneyi izlerken bir anda “Allâhuekber” diyerek koltuğundan fırladı. Bir süre odanın içinde dolandıktan sonra Al-Akkad’a dönüp “Suudi Arabistan neden karşı çıktı ki? Bu filmin tamamlanması gerekiyor. Çekimlere Libya’da devam edin. Size başka ne lazım?” dedi.

Muammer Kaddafi (1942 - 2011)

Muammer Kaddafi (1942 – 2011)

Moustapha Al-Akkad, isteklerini sıraladı; “film ekipmanlarının Fas’tan Libya’ya taşınması ve yeni set dekorasyonu için para lazım. Bir de çok sayıda figüran.”
Muammer Kaddafi, yanındaki yardımcılarından birine “Finans işini halledin. Figüranları ordudan karşılarız” dedi. Al-Akkad, askerlerin çok genç ve saçlarının tıraşlı olmasından dolayı çekimlerde kullanamayacağını söyleyince Kaddafi, ordu komutanına “O halde halk direniş örgütünü gönderin” talimatını verdi. Moustapha Al-Akkad’a da bir şart koştu; “Müslüman olmayan oyuncuların içki içmesini istemiyorum ama ille de içeceklerse uluorta değil, kendilerine ait olan özel alanlarda içsinler.”

Muammer Kaddafi’ye bu konuda garanti veren Moustapha Al-Akkad, hiç vakit kaybetmeden Fas’a dönerek film ekipmanlarını ve özel olarak eğitilmiş atları gemiyle Libya’ya taşıdı. Yeniden başlanan çekimler ve post prodüksiyon işlemleri 1976’da tamamlandı. Çekimleri zor şartlar altında tamamlanan filmin gösterime çıkma zamanı gelmişti. Ne var ki Suudi Arabistan’ın yaklaşımından dolayı hemen hemen bütün İslâm ülkeleri filme karşı tavırlıydı.

Irini Papas ile Antony Quinn, set arasında sohbet ediyor. Papas, 1950'li yıllarda Marlon Brando ile aşk yaşadı.2018'de Alzheimer hastalığına yakalanan  95 yaşındaki Irini Papas, yaşamını Yunanistan'da sürdürüyor.

Irini Papas ile Antony Quinn, set arasında sohbet ediyor. Papas, 1950’li yıllarda Marlon Brando ile aşk yaşadı.2018’de Alzheimer hastalığına yakalanan 95 yaşındaki Irini Papas, yaşamını Yunanistan’da sürdürüyor.

Senaryosu Al-Azhar Üniversitesi çatısı altında ulemalar tarafından onaylanmış olsa da İslâm ülkeleri filmin gösterimini yasakladı. Bunun temelindeki neden de Hz. Muhammed’in canlandırıldığı yönündeki kirli bilgilerdi. Filmini İslâm ülkelerinde gösteremeyen Moustapha Al-Akkad, Batı ülkelerinde de hiç beklemediği tepkilerle karşılaştı.

ADI LONDRA’DA DEĞİŞTİRİLDİ
Londra’da yaşayan Müslümanlar, aşırı tutucu örgütlerin liderliğinde filmin gösterime girmesini protesto ederek Moustapha Al-Akkad’ı ölümle tehdit etti. Uzun bir süre hayatını korumalarla sürdürmek zorunda kalan Al-Akkad, filmi protesto eden İslâm topluluklarıyla görüşmeye çalışsa da küçük bir gurubun dışında kimseye meramını anlatamadı. Filmi izlemeye ikna edebildiği küçük bir grup, finalde yer alan namaz kılma sahnesini görünce yerlerinden kalkarak perdenin önünde namaza durdu.

Salondan çıktıktan sonra yanına gelen 3 kişi, Mustafa Al-Akkad’dan ön yargıları için özür diledi. Sonra da Hz. Muhammed’in adının yazılı olduğu filmin afişlerinin içki satılan ve tüketilen mekânların duvarlarında da asılı olmasından büyük rahatsızlık duyduklarını söylediler. Al-Akkad, bunun üzerine “Ben kimim ki insanların saf duygularına zarar veriyorum” diyerek filmin adını “Muhammed Rasulullah’tan ‘Er-Risâle’ye çevirdi.

 Suriye asıllı ABD'li oyuncu Michael Ansara, filmde 'Ebu Süfyan'ı canlandırdı.

Suriye asıllı ABD’li oyuncu Michael Ansara, filmde ‘Ebu Süfyan’ı canlandırdı.

SİNEMA SALONU BASILIP KONUKLAR REHİN ALINDI
ABD’deki durum da İngiltere’dekinden farklı değildi. Müslüman bir aktivist topluluğu, filmin Washington’daki galasını protesto etti. Silahlı bir eylemci salondan içeri girmeyi başararak filmin gösterime çıkarılması halinde rehin aldığı konukları öldüreceğini söyledi. Eylemci, isteği doğrultusunda verilen sözlerle ikna edilerek kimseye zarar vermeden salondan çıkarıldı. Protestocuların öfkesi yatışana kadar filmin Washington vizyonu ertelendi.

Moustapha Al-Akkad, figüranlara çekecekleri sahneyi anlatıyor.

Moustapha Al-Akkad, figüranlara çekecekleri sahneyi anlatıyor.

Aynı günlerde Chicago’da da filme yönelik protesto gösterileri yapıldı. Oriental Theater’ın önünde toplanan çeşitli ülkelerin Müslüman vatandaşları, filmin gösterime girmemesi gerektiği yönünde açıklamalar yaptı. Moustapha Al-Akkad, Al-Azhar Üniversitesi’nin onayını göstererek eylemcileri yatıştırdı. Sonra da onay belgesine filmin jeneriğinde yer verdi.

Sonraki yıllarda gerek ön yargıların zamanla kırılmasından gerekse adının değiştirilmesinden dolayı film, Arapça ve Müslüman oyuncuların yer aldığı versiyonuyla İslâm ülkelerinde birer birer gösterime girmeye başladı.
İki ülke hariç İran ve Mısır…

Batı yanlısı Muhammed Rıza Şah Pehlevi tarafından yönetilen İran, ilginç şekilde filme karşı ön yargısını geç kırdı. Moustapha Al-Akkad, Şah Pehlevi ile görüşerek filme karşı tutumun nedenini sordu. Şah Pehlevi, sorunun filmde okunan ezandan kaynaklandığını, bu yüzden gösterimini yasakladıklarını söyledi. Filmdeki ezan, Sünnilere aitti. Şiilerin ezanında ise “Aliyyun Veliyyullah” şeklinde bir ekleme olduğundan, Sünnilerinkinden farklılık gösteriyordu.

Moustapha Al-Akkad, sorunun Şii olan Ruhullah Musavi Humeyni’den kaynaklandığını düşünerek İran’ın dini liderinden randevu istedi. Humeyni, “Hz. Peygamber döneminde Sünni-Şii ayrımı yoktu” diyerek filmin İran’da gösterime girmesinden rahatsızlık duymayacağını söyledi. Bunun üzerine film, gösterime girdikten sonra yaklaşık bir yıl boyunca vizyonda kaldı.

Filmin gösterime girmediği bir diğer İslâm ülkesi senaryosunun devlet üniversitelerinden birinin onaylandığı Mısır’dı. Moustapha Al-Akkad, sorunu çözmek için Mısır’a giderek birkaç girişimde bulunsa da sansür kurulu kararını değiştirmedi. Al-Akkad, artık hem yorulmuştu hem de filmin İslâmiyet’e zarar vermediği tüm İslâm ülkeleri tarafından anlaşılmıştı. Bu yüzden de Mısır’da da gösterime girmesi için daha fazla uğraşmadı.

FİLMİN TÜRKİYE’DEKİ DURUMU
Film, Türkiye’de yabancı oyuncuların rol aldığı versiyonuyla 1977’de ‘Çağrı’ adıyla gösterime girdi. Galaya, filmin yönetmeni – yapımcısı Moustapha Al-Akkad ile başrol oyuncularından Antony Quinn de katıldı. Yaklaşık bir yıl boyunca vizyonda kalan ‘Çağrı’, gösterim hakları TRT tarafından satın alındıktan sonra Ramazan aylarının bir parçası haline dönüştü.

‘Çağrı’, Türkiye’de 45 yıl sonra yeniden gösterime girecek. 15 Nisan’da 4K teknolojisiyle beyazperdeye yansıtalacak filmin galasına Moustapha Al-Akkad’ın oğlu Malek Al-Akkad da katılacak.

Suudi Arabistan, filmin en geç gösterildiği İslâm ülkesi oldu. 2018’de alınan bir kararla film hem Arapça hem de İngilizce versiyonuyla gösterime girdi.

Suudi Arabistan, filmin en geç gösterildiği İslâm ülkesi oldu. 2018’de alınan bir kararla film hem Arapça hem de İngilizce versiyonuyla gösterime girdi.

İSTANBUL’UN FETHİNİ DE ÇEKECEKTİ
Moustapha Al-Akkad, 2000’li yıllarda Selahaddin Eyyubi’nin hayatı ve İstanbul’un fethini konu edinen iki projesi için finansman arayışına girdi. Hatta İstanbul’a da gelerek Selahaddin Eyyübi filmi için set kurma hazırlıklarına bile başladı. Ne var ki finanse edecek kurum veya kuruluş bulamayınca projelerini rafa kaldırdı. Al-Akkad, İstanbul’un fethi konulu filmi çekebilseydi şüphesiz uluslararası büyük bir yapımın Türkiye’ye ziyadesiyle faydası olacaktı.

BOMBALI SALDIRIDA ÖLDÜ
75 yaşındaki Moustapha Al-Akkad, 2005’te akrabalarının düğünü için gittikleri Ürdün’ün başkenti Amman’daki bir otele düzenlenen bombalı saldırıda 34 yaşındaki kızı Rima Akkad Monla ile birlikte hayatını kaybetti. Saldırıyı düzenleyenler birkaç gün sonra “Eylemimizde bir istihbarat hatası oldu” diyerek Al-Akkad ailesinden özür diledi

ÇEKİMLERDEN İLGİNÇ OLAYLAR
• Uhud Savaşı’nda Hamza bin Abdülmuttalib, uzaktan atılan bir mızrakla şehit edilmişti. Uhud Savaşı sahnesinin çekimleri sırasında ilginç bir olay yaşandı. Salem Gedara’nın canlandırdığı ‘Vahşi’, ‘Hamza bin Abdülmuttalib’i uzaktan fırlattığı mızrakla şehit edecekti.
Sahne hazırlandı, çekimlere başlandı. Plana göre ‘Vahşi’, uygun bir açı yakaladığında mızrağını ‘Hamza bin Abdülmuttalib’e fırlatacaktı. Ne var ki bu sahne, figüran olarak sette olan halk direniş örgütünün üyelerinin Antony Quinn’in etrafından ayrılmaması nedeniyle bir türlü çekilemedi.
Moustapha Al-Akkad, figüranları toplayıp sordu; “Neden talimatlara uymuyorsunuz?”
Aldığı cevap şuydu; “Hamza bin Abdülmuttalib’in yanından ayrılırsak onu öldürürler. Buna izin veremeyiz.”
Moustapha Al-Akkad, figüranlara uzun uzun gerçek bir olayı çektiklerini anlatıp bu nedenle talimatlarına uymaları gerektiğini söyleyip figüranları ikna etmeyi başardı.

• Uhud Savaşı’nda Hz. Muhammed, ordunun kuşatılmaması için tepeye yaklaşık 50 okçu yerleştirmişti. Bir süre sonra savaşın kazanıldığını düşünen okçular mevzilerini terk etti. Bunu gören Halid Bin Velid komutasındaki askeri birlik tepenin çevresinden dolaşarak Müslümanları kuşatmaları sonucu savaşın gidişatı değişti. Bu sahnenin çekimleri sırasında 50 okçuyu canlandıran figüranlar, talimatlara uymayıp tepeyi terk etmedi. Moustapha Al-Akkad, yine çekimleri durdurup figüranlara sordu; “tepeyi neden terk etmediniz?”
Aldığı cevap şuydu; “Biz mevzilerimi terk etmeyiz.”

• Müslümanların Mekke’ye girdikleri sahne çekilecekti. Moustapha Al-Akkad, figüranlara mümkün olduğunca coşkulu olmalarını söyledi. Ne var ki istediği coşkuyu figüranlar bir türlü yansıtamadı. Bunun üzerine Al-Akkad’ın aklına bir fikir geldi. Ertesi günü Kral II. Hasan’ın doğum günüydü. Bu nedenle sete bir günlük ara verdiğini, ayrıca Yom Kippur Savaşı’nda Süveyş Kanalı’nı geçen Mısır ordu komutanıyla Golan Tepeleri’ni geçen Suriye ordu komutanının seti ziyaret edeceğine yönelik bir yalan uydurdu.
Moustapha Al-Akkad, ertesi günü sete gizli kameralar ve Kral II. Hasan’ın büyük bir fotoğrafını yerleştirdi. Mısırlı oyuncu Abdullah El-Gays’a Mısır ordu komutanının kıyafetini, Suriyeli oyuncu Talat Hamdi’ye ise Suriye ordu komutanının kıyafetini giydirdi. Sahte komutanlar, askeri kortej eşliğinde sete geldi. Figüranlar, Mısır ve Suriye ordu komutanlarının seti ziyaret ettiğini sanarak büyük bir coşkuya kapıldı. O coşku da gizli kameralarla filme alındı.

• Moustapha Al-Akkad’ın zorlandığı sahnelerden biri de sahabileri canlandıracak figüranların ‘Veda Hutbesi’ sahnesinde bir türlü gözyaşı dökememesiydi. Al-Akkad, bunun üzerine adını daha önceden duyduğu Marakeş şehrindeki ünlü Câmiu’l-Fenâ Meydanı’nda kahramanlık hikâyeleri anlatan kişiyi çağırtarak Mekke’den gelen Şeyh Hasan El-Mekki gibi davranıp figüranlara kahramanlık hikâyeleri anlatmasını istedi. Mekki’nin geldiğini sanan figüranlar, Hz. Muhammed’in son günlerini dinledikleri adamın hitap gücüyle de gözyaşına boğuldu. Moustapha Al-Akkad da o anları filme çekti.

İLGİNÇ NOTLAR
• Moustapha Al-Akkad’a ezanı ilk okuyan Bilal-i Habeşi rolü için ünlü Müslüman boksör Muhammed Ali tavsiye edildi. Ancak Al-Akkad, bu tavsiyeye sıcak bakmayarak rolü Senegal asıllı İngiliz oyuncu Johnny Sekka’ya verdi. Filmin Arapça versiyonunda ise Bilal-i Habeşi’yi Libyalı oyuncu Ali Ahmet Salem canlandırdı.

Muhammed Ali (1942 - 2016)

Muhammed Ali (1942 – 2016)

• Setinde 28 farklı milletten kişinin çalıştığı film 12 dile çevrildi.

• Film çekildikten sonra Meksika asıllı Amerikalı oyuncu Anthony Quinn’in Müslüman olduğu söylentileri yayıldı. Quinn, söylentilerin asılsız olduğunu açıkladı. Ünlü oyuncu, filmden sonra İslâmiyete daha çok saygı duyduğunu ve kendi dinine daha çok bağlandığını da söyledi.

• ‘Hamza bin Abdülmuttalib’i öldüren ‘Vahşi’yi oynayan elektrik teknisyeni Ganalı Salem Gedara, ülkesine döndükten sonra “Sen Hamza’yı nasıl öldürürsün?” şeklinde tepkilerle karşılaştı. Ne kendi öz işinde ne de oyunculukta iş bulabilen Gedera, ölüm tehditleri bile aldı. Salem Gedara, yıllar sonra Moustapha Al-Akkad’a “Size çok kızgınım. Ben oyuncu değildim. Beni ikna edip kadroya aldınız. Kimse bana iş vermiyor” siteminde bulundu. Al-Akkad, bunun üzerine nüfuzunu kullanıp Gedara’ya elektrik teknisyeni olarak iş buldu.

• Moustapha Al-Akkad, 5 yıl sonra yine Muammer Kaddafi’nin maddi-manevi desteğiyle 1920 – 1930’lu yıllarda Libya’nın İtalya’ya karşı olan direnişin lideri Ömer Muhtar’ın hayatını ‘Çöl Aslanı Ömer Muhtar’ adıyla filme çekti. Bu filmin senaryosunu yine Harry L.A Craig yazarken ‘Ömer Muhtar’ı Antnoy Quinn canlandırdı.




Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort betturkey avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort güzel mesajlar şişli escort ataşehir escort porno bakırköy escort