Casus mu yoksa şehvet kurbanı mı?

Paris’in ünlü otellerinden birinin 131 numaralı odasında Avrupa sosyetesinin iyi tanıdığı kadın banyosunu yapmış, makyaj masasında güne hazırlanıyordu.

O esnada komiser Albert Priolet, heyecanla odanın kapısını çaldı. Zira içerideki kadın, ulusal bir meseleydi. Priolet, Yargıç Yüzbaşı Pierre Bouchardon’un tutuklama emrini okuduktan sonra 6 ajan odayı didik didik aradı. Bir yandan da yatağın ucuna oturmuş bir halde olan biteni anlamaya çalışan o ünlü kadını süzüyorlardı.
Delil olduğu düşünülen eşyalar, numaralandırılarak paketlendi.

Makyaj çantasından çıkanlar, adli kimliklendirme bürosu müdür yardımcısı kimyacı Edouard Bayle tarafından incelendi. Ruj, rimel ve parfümlerde bir sorun yoktu. Krem ve cam şişedeki sıvı ise şüphe uyandıracak kimyasal maddeler içeriyordu.
Zira o kimyasal maddeler suyla işlem yapıldığında görünmez mürekkep olarak kullanılabiliyordu.

Ajanlar sordu;
Krem ve sıvıyı ne amaçla kullanıyorsun?
Cevabı şöyleydi;
Gebe kalmamak için kullanıyorum.

Savcılar inanmadı.
Kremi ve sıvıyı görünmez mürekkep üreterek Almanlara Fransa’nın askeri bilgilerini iletmek için kullandığına inanıyorlardı.
Casus olduğuna yönelik ellerinde iyi bir delil daha vardı. O delil de hesabına 15 bin Frank yatırıldığını bildiren telsiz mesajıydı.

Ajanlar sordu;
Alman konsolos size bu parayı neden gönderdi?
Cevabı şöyleydi;
Hizmetlerim karşılığında hediye olarak verildi.

Peki o hizmetler nelerdi?
Fransa’nın askeri bilgilerini temin edip aktarmak mı yoksa Alman Ataşemiliteri Arnold von Kalle’ye metreslik etmek mi?
Margaretha Geertruida Zelle…

7 ağustos 1876’da Hollanda’nın Leeuwarden şehrinde Adam Zelle ile Antje van der Meulen’nin çocuğu olarak dünyaya gelen Margaretha Geertruida Zelle için hayat bir hayli güzel başlamıştı.
Tüccar olan babasının varlığıyla çocukluk günlerini, yediği önünde yemediği ardında bir halde geçiren Margaretha Geertruida Zelle için her şey bir anda tepetaklak oldu.
İflas eden babası ailesini bırakıp kaçtı. .
Antje van der Meulen, kızı Margaretha Geertruida Zelle ve erkek çocuklarını alarak küçük bir bavulla görkemli, aşçılı, uşaklı malikhâneden ayrılıp küçük bir daireye taşınmak zorunda kaldı.

Mata Hari hakkında ilk film idam edilmesinden 3 yıl sonra çekildi. Ludwig Wolff‘ün yönettiği filmde Mata Hari’yi sessiz sinema döneminin yıldızlarından Asta Nielsen canlandırdı.

Danimarka’da az sayıda film çekildiği için kariyerini Almanya’da sürdüren Danimarkalı Asta Nielsen, Nazilerin iktidara gelmesinden hemen sonra halkı aydınlatma ve propaganda bakanı ve Adolf Hitler‘in en yakın arkadaşlarından biri olan Dr. Paul Joseph Goebbels‘den aldığı Almanya’da kendi stüdyosunu kurma teklifini kabul etmedi.

 Asta Nielsen (1881 - 1972)

Asta Nielsen (1881 – 1972)

Dr. Paul Joseph Goebbels…
1933 – 1945 arasında Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı, Adolf Hitler’in en yakın arkadaşlarından biri.
Adolf Hitler’in intihar etmesinden bir gün sonra 6 çocuğunu siyanürle zehirletti. Daha sonra eşi Magda Goebbels’i vurup intihar etti.

Dr. Paul Joseph Goebbels (1897 - 1945)

Dr. Paul Joseph Goebbels (1897 – 1945)

Kısa bir süre öncesine kadar kıyafetleriyle, ayakkabılarıyla ‘önemli biri’ olarak okuldaki arkadaşlarını kıskançlıktan çatlatan Margaretha Geertruida Zelle için zor günler henüz yeni başlıyordu.
Dün varlık içindeki Margaretha Geertruida Zelle, bugün tek öğün yemek yiyebilse kendini şanslı hissediyordu. Bir zamanlar kıskançlıktan çatlattığı okuldaki arkadaşlarının alay konusu olması da ruhunda açılan yarayı daha da büyüttü.

Ergenlik günlerinin ilk dönemlerini yoksulluk ve mutsuzluk içinde geçiren Margaretha Geertruida Zelle, hayatın sillesini birbiri ardına yemeye devam etti.
15 yaşındayken annesinin iyi beslenememesi sonucu yakalandığı veremden ölmesi, Margaretha Geertruida Zelle’nin içinde bulunduğu ruhsal durumu daha da karman çorman bir hale getirdi.
18 yaşına geldiğinde vaftiz babasının yanına yerleşerek hayata tutunmaya çalıştıysa da okul müdürünün kendisine âşık olmasıyla yeniden çıkmaza girdi. Zira hayallerini öğretmen değil, subay süslüyordu. Müdürünün yoğun ısrarlarına dayanamayan Zelle, yeniden yeni bir hayata başlamak için bu kez Lahey’de yaşayan amcasına sığındı.

Mata Hari hakkındaki ikinci film 1927'de çekildi. Friedrich Feher'in yönettiği filmde Mata Hari'yi Magda Sonja canlandırdı.

Mata Hari hakkındaki ikinci film 1927’de çekildi. Friedrich Feher’in yönettiği filmde Mata Hari’yi Magda Sonja canlandırdı.

Doğu Hint Adaları’nda görev yapan sert, çapkın ve alkol bağımlısı olan Yüzbaşı Rudolf MacLeod, o sıralarda hastalandığı için izin alarak Amsterdam’a döndü. MacLeod, bir gün arkadaşlarıyla sohbet ederken hayatının ne kadar sıkıcı olduğundan söz etti. Bunun üzerine kendisine evlenmesini tavsiye eden arkadaşlarından gazeteci olanı işgüzarlık yaparak gazetesinde Rudolf MacLeod adına bir evlenme ilanı yayımladı.

Oldum olası bir subayla evlenme hayalleri kuran Margaretha Geertruida Zelle, ilanı görür görmez Rudolf MacLeod’a içinde fotoğrafının da bulunduğu bir mektup gönderdi. Leod, başlarda arkadaşının bir şakası olarak yorumladığı ilanı ciddiye almamış olsa da Zelle’nin güzelliğinden etkilenerek cevap mektubu yazdı.

24 Mart 1895’te Amsterdam’da gerçekleşen ilk görüşmenin ardından evlenme kararı alan Margaretha Geertruida Zelle ile Rudolf MacLeod, 11 Temmuz 1895’de nikâh masasına oturdu. Evlendiğinde 3 aylık hamile olan Zelle, 30 Ocak 1896’da oğlu Norman’ı dünyaya getirdi.

1897’de eşinin görevi nedeniyle Cava’ya giden Margaretha Geertruida Zelle, 2 Mayıs 1898’de kızı Marie Jeanne’nin doğumuyla hayata daha umutlu bakmaya başladı. Zelle için hayat, gayet normal akışında ilerliyordu. Saygın bir mesleğe sahip eşi ve iki çocuğuyla mutlu bir hayat süren Margaretha Geertruida Zelle için kara bulutlar yeniden başına çöreklenmeye hazırlanıyordu.
Oğlu Norman’ın zehirlenerek ölmesi, Margaretha Geertruida Zelle’nin hayatını kâbusa çevirdi.

Norman’ın kaybıyla Margaretha Geertruida Zelle ile Rudolf MacLeod arasındaki karı – koca ilişkisini sona ermiş, aynı evde zorunlu olarak yaşayan iki yabancıya dönüşmüşlerdi. MacLeod, yeniden aşırı oranda alkol tüketmesinin yanında görevi dışındaki zamanının çoğunu gece kulüplerinde geçirmeye başlamıştı.
Görünen oydu ki ikisinin de birbirlerine hayrı yoktu, olmayacaktı. 1902’de Hollanda’ya dönerek boşandılar. MacLeod’un verdiği aylık 100 florinlik nafaka yetmeyince Margaretha Geertruida Zelle, hayata tutunmak için yeni bir arayışa girdi.

Kararını vermişti; olabildiğince hayatın tadına varacaktı.
Babasının varlıklı günlerinde aldığı Fransızca dersinin de etkisiyle modellik yapmak üzere Fransa’da yaşamayı hedefleyen Margaretha Geertruida Zelle, 1903’te Paris’e yerleşerek sonunun başlangıcı olan yeni hayatına ilk adımını attı.
O hayatın, idam mangasının karşısına geçmesine neden olacağını nasıl bilebilirdi ki…

Hollanda’da kurulan pembe hayaller, Paris’te olabildiğince kara hayal kırıklığına evrildi.
Sadece ressamlara modellik yaparak az miktarda parayla geçinmek zorunda olması ve ‘önemli biri’ olamamasıyla hayata karşı daha da hırslandı.
Yeniden varlık içinde yaşamak ve ‘önemli biri’ olmak için ne gerekiyorsa yapmaya karar verdi.
Hatta bu konuda and bile içti.

Dans edecekti.
Cava’da yaşadığı dönemde yerli halktan gördüğü egzotik dansları Paris’te sergilemesinin ilginç olacağını düşünerek bir dans gösterisi hazırladı.
13 Mart 1905’te seçkin davetlilerin bulunduğu Guimet Müzesi’ndeki partide Hint danslarını sergileyen Margaretha Geertruida Zelle, ‘Lady MacLeod’ sahne adıyla kısa sürede Paris sosyetesine mensup erkeklerin ve şehrin ekâbirlerinin gözdesi haline geldi.
Öyle olmasının nedeni elbette güzelliği ve neredeyse çıplak dans edecek kadar cüretkâr olmasıydı.

Bir arkadaşına yazdığı mektupta “Hayata karşı savaşmaktan yoruldum. Şu ikisinden biri olsun istiyorum; Ya Marie Jeanne’i yanıma alıp saygın bir anne olacağım ya da bana burada sunulan harika hayatı yaşayacağım. Böyle bir hayatın iyi bitmeyeceğini biliyorum ama bununla başa çıkabilirim” cümlelerini kurması, sonunu öngördüğünün göstergesiydi.

Aslında saygın bir anne olma arzusu yoktu. Mektubunda bu yönde sarf ettiği cümleler sadece sözüm ona vicdanını rahatlatmaktı. Aslında tercihini çoktan yapmıştı.
Kendisine o ‘harika’ hayatı sunanlara bedenini sunmaya devam edecekti.
Böylelikle sözüm ona kazan / kazan olacaktı.

‘Lady MacLeod’ sahne adını bırakarak daha dişi bir isim kullanma düşüncesiyle kendine Malay dilinde ‘Şafağın Göz Bebeği’ anlamına gelen ‘Mata Hari’yi uygun buldu.
Mata Hari’nin şöhreti, kısa bir süre içinde sahnedeki cüretkârlığının etkisiyle sınırları aşıp İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya’ya kadar ulaştı.

Şöhretin getirdiği egonun da etkisiyle gel – gitler yaşayan Mata Hari, gösterilerinde sahnelediği dans figürlerini kimi zaman Hindistan’da kimi zaman da Cava’da öğrendiğini söylüyordu. Aynı çelişkiyi doğum yeriyle ilgili de gösteriyordu.
O anda, o ortamda neresi çekiciyse oralı oluyordu. Kâh Cermendi, kâh Hintli…
Ulaştığı hayatın temelinde sahnedeki cüretkârlığı olduğunu bildiği halde ressam bir arkadaşına “Doğru dürüst dans edemiyorum. İnsanlar beni görmeye herkesin önünde soyunmaya cesaret eden ilk kişi olduğum için geliyorlar” demesi iç dünyasındaki karmaşıklığı gözler önüne seriyordu.

Birkaç yıl içinde seçkin kişilerden oluşan geniş bir nüfuza sahip olan Mata Hari, hayal ettiği lüks yaşama sahip oldu olmasına ama elbette bunun bedeli, zengin erkeklerin ve ekâbirlerin metresi olmaktı.

Mata Hari, iç dünyasında kızı Marie Jeanne’i görememenin ve kendisine gösterilen ilginin cüretkârlığından kaynaklandığını bilmenin getirdiği ruhsal çöküşlerle yaşasa da sahnede başka bir kadına dönüşüyor, şöhretini her geçen gün daha da artırıyordu.
Öyle ki onu sahnede izlemek ayrıcalıklı bir statüye dönüştü. Metresi olduğu erkeklerin ise sosyal kulüplerdeki sohbetlerinin ana malzemesi haline geldi.

Mata Hari, hayatına bu şekilde devam ederken yazdığı mektuptaki “Böyle bir hayatın iyi bitmeyeceğini biliyorum” cümlesinin gerçekleşmesinin ilk kıvılcımı, kendisinden 1.800 kilometre uzaklıkta atıldı.

Avrupa ülkeleri, sanayi devriminden sonra hammaddeye daha çok gereksinim duymaya başladı. Bunun sonucunda da birbirlerinin sömürgelerine sahip olma ve diğerlerinden önce yeni sömürgeler elde etme arzusu bir hayli arttı. 
İyiden iyiye gerginleşen Avrupa’da savaşın patlak vermesi bir kıvılcıma bağlıydı. Eller tetikte o kıvılcım bekleniyordu.
O kıvılcımı da 28 Haziran 1914’te Saraybosna’yı ziyarete gelen Avusturya – Macaristan İmparatorluğu veliahtı Arşidük Franz Ferdinand‘ı öldüren Sırp Gavrilo Princip attı.

Gavrilo Princip (1894 - 1918)

Gavrilo Princip (1894 – 1918)

28 Temmuz 1914 – 11 Kasım 1918 arasında süren I. Dünya Savaşı’nda milyonlarca kişi hayatını kaybetti.

İtilaf Devletleri
Asker Sayısı… 43 milyon
Ölen Asker Sayısı… 5 milyon 500 bin
Kaybolan Asker Sayısı… 4 milyon 100 bin

İttifak Devletleri
Asker Sayısı… 25 milyon
Ölen Asker Sayısı… 4 milyon 300 bin
Kaybolan Asker Sayısı… 3 milyon 600 bin

Mata Hari’nin casus olduğu yönündeki iddialar şöyle;
Berlin’de gösteri yaptığı sırada I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Hollanda’ya geçen Mata Hari’nin canı fena halde sıkılıyordu. Dansçı olarak alıştığı şatafatlı bir hayattan kendisince renksiz, heyecansız geçen günlerde kendini hapsolmuş gibi hissediyordu.
Çevresinde pervane olan zengin erkekler ve ekâbirler olmadan bir hayat sürmeye dayanamayacağını biliyordu.
Pahalı hediyeleri kimler alacak, birbirinden süslü iltifatları peşi sıra kimler yağdıracaktı?
38 yaşında olmasına rağmen hâlâ erkeklerin hayallerini süsleyebiliyordu.
hem heyecanlı günlere dönecek hem de iyi para kazanacaktı.

Kendini bir hayli sıkışmış bir halde hissettiği günlerin birinde Lahey’deki Alman konsolos Karl Cramer’ın teklifini düşünmesi uzun sürmedi.
Hem heyecanlı günlerine geri dönecek hem de iyi para kazanacaktı.
Almanya adına casusluk yapmayı kabul eden Mata Hari, H21 kod adıyla görevlendirilerek Fransa’ya gönderildi.
Mata Hari’nin casusluk faaliyetleri, Fransa’da gıda sıkıntısının yaşandığı ve askerlerin moralinin bir hayli bozuk olduğu yönünde bilgiler iletmekle başladı.
Fransa istihbarat servisi, birçok havacı askerle ilişkisinin olduğunu tespit etmesinden sonra casusluk yaptığı şüphesiyle Mata Hari’yi gözlem altına alarak adına bir dosya açtı. Yüzbaşı George Ladoux’a da Mata Hari’yi sınır dışı etme görevi verildi.

Mata Hari, Fransa’ya bağlı olduğunu, bunu da Almanlardan önemli askeri bilgiler edinip Fransızlara aktararak kanıtlayacağını söyledi. Yüzbaşı George Ladoux, bu teklifi kabul ederek Mata Hari’nin İspanya üzerinden İngiltere’ye, oradan da Almanya’ya geçmesini organize etti.
Ne var ki İngilizler, tekin bir kişiliğe sahip olmadığına inandıkları Mata Hari’yi ülkeye ayak basar basmaz İspanya’ya geri gönderdi. Bunun üzerine Brüksel’e gönderilen Mata Hari, oradaki 6 casusla temas kuracaktı. O 6 casus, Mata Hari’nin temas kuracağı günlerde Almanlar tarafından yakalanarak kurşuna dizildi. Fransız istihbarat servisi, casuslarının kimliğinin açığa çıkmasının Mata Hari ile temas kuracakları günlerde gerçekleşmesini bir hayli şüpheli buldu. Onlara göre Mata Hari ikili oynuyordu. Bu nedenle de casuslarının idam edilmesinden de bizzat sorumluydu.
Fransız istihbarat servisi her ne kadar Mata Hari’nin ikili oynadığından emin olsa da tutuklamak için ellerinde yeterli delil yoktu.

Mata Hari’nin şüpheyle tutuklanıp kurşuna dizilmesi, diğer casuslar üzerinde olumsuz bir etki bırakırdı.
Mata Hari, Madrid’e gönderilirken gözlemlemesi için peşine başka bir casus takıldı. Mata Hari, orada Alman kara ve deniz ataşelerine metreslik yaptı. Elbette Fransa’nın casusu olarak Almanların askeri bilgilerini elde etmek için bunu yapması doğaldı ama o günlerde Alman denizaltılarının birbiri ardına müttefik gemilerini batırması üzerine bir kez daha şimşekleri üzerine çekti. Fransa’ya hiç Almanların askeri bilgilerini göndermemesi de şüpheleri iyiden iyiye artırdı. Ayrıca kızına yazdığını iddia ettiği mektupların şifreli birer mesaj olduğu, onların da Almanlara ulaştığına yönelik şüpheler de bulunuyordu.
İkili oynadığı şüphesi iyiden iyiye inanca dönüştü. En küçük açığında tutuklanması kaçınılmazdı.

George Ladoux (1875 - 1933)

George Ladoux (1875 – 1933)

Fransız istihbaratının kendisi hakkındaki düşüncelerinden haberdar olan Mata Hari, Paris’e dönmeye karar verdi. Amacı; vicdanının rahat olduğunu, korkacağı bir şeyinin olmadığını göstermekti. Birkaç arkadaşı, zan altında olduğunu, bu nedenle dönmemesi gerektiğini söylese de “Neden korkacağım?” diyerek Paris’in yolunu tuttu.

Paris’e döndüğü sıralarda Madrid’de ilişkisi olduğu Alman Ataşemiliteri Arnold von Kalle, Hollanda’daki Alman istihbarat servisine H21 rumuzlu casusa para havale edilmesini içeren bir telsiz mesajı gönderdi.
Bu mesaj, Eyfel Kulesi’ndeki antenlerle yakalandı. Havalenin Mata Hari’nin hamiline olduğu görülünce Fransız istihbarat servisinin bütün şüpheleri vücut buldu.
13 Şubat 1917’de yakalanan Mata Hari, 24 Temmuz 1917’de 3 numaralı divan-ı harbe verildi.
Mata Hari’nin mahkeme süresince önce Almanlarla temasta olduğunu inkâr edip daha sonra kabul etmesi, askeri yargıçlar için idam kararının verilmesinde önemli bir paya sahip oldu.
Savcıların hep askerlerle ilişki yaşamasına yönelik bir sorusuna Mata Hari, şöyle cevap verdi; “Hayatım boyunca subayları sevdim. Zengin bir bankacıdansa yoksul bir subayın metresi olmayı yeğlerim. Onlarla parayı düşünmeden seve seve yatarım.”

Savcılar, Mata Hari’nin askerlerle zevk için değil, Alman casusu olarak görevi gereği ilişki yaşadığını söyledi. Hatta savaş başlamadan önce de casustu ve Fransa’ya gelmesinin nedeninin de bu olduğunu iddia etti.
Avukatı Edouard Clunet’e göre Mata Hari masum değildi ama idam edilmeyi hak edecek bir suç da işlememişti.
Mahkemenin sonunda suçlu olduğuna karar verilip, 15 askerin bulunduğu idam mangasının karşısına çıkacağını bildiren gerekçe 7 askeri yargıç tarafından imzalandı.
Mata Hari, hakkında idam kararının verilmesinden sonra şunları söyledi; “Bu Fransızlar beni öldürmekle ne kazanacaklar, savaşı mı kazanacaklar? Ölüm hiçbir şey değil. Hayat da öyle… Her şey bir illüzyon.”

15 Ekim sabahında kurşuna dizilmek üzere uyandırılan Mata Hari, son dini vecibelerini yerine getirmesine yardımcı olmak için görevlendirilen rahibeye “Güzel bir ölüm izleyeceksiniz” dedi ve kızına bir mektup yazdı.
Daha sonra 41 yaşındaki Mata Hari, hiçbir korku belirtisi göstermeden idam mangasının karşısına geçti.
İdam mangasının karşısında gözlerini bağlatmadı.
Cesedi, kadavra olarak kullanılması için Sorbonne Tıp Fakültesi anatomi kürsüsüne yollandı.

Yazdığı mektubun hiçbir zaman ulaşmadığı kızı Marie Jeanne, 21 yaşındayken anaokulu öğretmenliği yapmak üzere 1919 ‘da Hint Adaları’na doğru yola çıkmaya hazırlanırken beyin kanaması geçirip hayatını kaybetti.

Mata Hari, idam edilmesinden sonraki yıllarda hakkında çekilen filmler ve yazılan kitaplarla küresel çapta efsanevi bir karaktere büründü.
Yaşarken gece kulüplerini, öldükten sonra ise hikâyesiyle film yapımcılarını ve yayınevlerini ihya etti.
Gerçekten bir Alman casusu muydu yoksa askerlere karşı olan zaafının ve şehvet düşkünlüğünün kurbanı mıydı?
Casustu veya diğeri.
Kesin olarak bilinmiyor.
Bilinen; yaşarken de öldükten sonra da efsanevi bir kimliğe sahip olan Mata Hari’nin bir mezarı bile yok.




Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort betturkey avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort güzel mesajlar şişli escort ataşehir escort porno bakırköy escort