Kültür ve sanatın kalbi 13 yıl sonra yeniden atıyor

1930’lu yıllarda Taksim için bir dinlenme alanı ve yeni bir eğlence merkezi gerekli görüldü. Fransız mimar Henri Prost tarafından planlanmaya başlayan Taksim projesine aynı zamanda bir açık hava tiyatrosu, sergi salonları ve spor merkezi de eklendi.
Henri Prost’un hazırladığı plana göre Topçu Kışlası ve çevresindeki mezarlıklar parka dönüştürülecek, ayrıca Taksim Meydanı’na bir opera binası yapılacaktı.

Taksim (1930)

Taksim (1930)

Dr. Lütfi Kırdar‘ın 8 Aralık 1938’de İstanbul’un valisi ve belediye başkanı olarak göreve başlamasından sonra Henri Prost’un imar planı doğrultusunda Taksim’de bir opera binasının yapılmasına karar verildi. Binanın tasarımı için de uluslararası bir yarışma düzenlendi ama II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte proje rafa kaldırıldı.

* 1927 – 1957 arasında İstanbul’un belediye işleri de valilik tarafından yürütülüyordu.

Taksim (1930) O günlerde de buluşmak için oldukça revaçtaydı.

Taksim (1930) O günlerde de buluşmak için oldukça revaçtaydı.

* İstanbul’un Nüfusu… 883.599

Her büyük felaketten sonra olduğu gibi II. Dünya Savaşı’ndan sonra da insanlar; hayatlarını renklendirme, uzun zaman mahrum kaldıkları eğlenme ve sosyalleşme adına ziyadesiyle kültürel ve sanatsal faaliyetlere katılma arzusu içindeydi. Başta Avrupa’dakiler olmak üzere II. Dünya Savaşı’na katılan veya katılmayan ülkeler, savaşın meydana getirdiği ruhsal yıkımları onarmak için kültür ve sanata bir hayli eğilim göstermeye başladı.
Bu eğilimi en iyi analiz eden ülke ABD oldu.

ABD, Avrupa’da Almanya’ya, Pasifik’te ise Japonya’ya karşı savaşmıştı ama kendi topraklarında hiç cephe açılmamasından dolayı yerleşim yerleri, fabrikaları ve diğer üretim yerleri yıkıma uğramamıştı. Bu nedenle birçok alanda olduğu gibi kültür ve sanatta da üretim kesintiye uğramadı. 

Savaş sonrasında birçok ülke fiziksel ve ruhsal yapılanma çabası içindeyken Hollywood, ABD’nin yıkıma uğramamasının avantajını kullanarak başta Avrupa olmak üzere kültür ve sanat faaliyetlerinin özlemi içindeki tüm dünyaya film ihraç etmeye başladı. Bunun sonucunda da ABD, sinemanın merkezi haline gelirken ABD’li oyuncular küresel şöhrete sahip birer yıldız haline dönüştü.

 İsveçli Ingrid Bergman, savaşın başlarında gittiği ABD'de filmlerde rol alarak küresel şöhrete sahip oldu. (Gaslight)

İsveçli Ingrid Bergman, savaşın başlarında gittiği ABD’de filmlerde rol alarak küresel şöhrete sahip oldu. (Gaslight)

Türkiye, II. Dünya Savaşı’na katılmamıştı katılmamasına ama savaşın psikolojik, sosyal ve ekonomik yıkımı sınırlardan içeri girmişti. Ayrıca Türkiye’nin savaşa girme olasılığının bulunması ülke üzerindeki baskıyı daha da artırmıştı. Bunun sonucunda da üretim azaldı, tüketim arttı. Hal böyle olunca da temel gıda fiyatları yükseldi. Öyle ki un yokluğundan dolayı İstanbul’da 14 Ocak 1942’de ekmeğin satışı karneye bağlandı.

Karneyle ekmek satışı 1942 - 1946 arasında uygulandı.

Karneyle ekmek satışı 1942 – 1946 arasında uygulandı.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle 1945’ten sonra küresel çapta olduğu gibi Türkiye’de de yeniden yapılanma dönemi başladı. İstanbul, kültür ve sanat faaliyetlerine duyulan arzunun bir hayli fazla olduğu şehirdi ama İstanbulluların bu yöndeki taleplerini karşılayabilecek merkezi bir binaya sahip değildi.
Dr. Lütfi Kırdar, bunun üzerine II. Dünya Savaşı’ndan dolayı rafa kaldırılan opera binası projesini tekrar gündeme getirdi.

Taksim (1945)

Taksim (1945)

* İstanbul’un Nüfusu… 1.078.399

Projesi mimar Feridun Kip ile mimar Rüknettin Güney’e ait olan binanın temeli 29 Mayıs 1946’da, İstanbul’un fethinin 493’üncü yıl dönümünde atıldı.
Dr. Lüfti Kırdar’ın 8 milyon liralık maliyeti olacağını açıkladığı binanın adı da İstanbul Kültür Sarayı olarak belirlendi.

İstanbul Kültür Sarayı'nın temel atma töreni.

İstanbul Kültür Sarayı’nın temel atma töreni.

İstanbul Kültür Sarayı’nın İstanbul’un fethinin 500’üncü yıl dönümü olan 1953’te açılacağı öngörülse de giderleri karşılanamadığı için inşaat ilerlemedi.
Bunun üzerine binanın yapımını Bayındırlık Bakanlığı üstlendi.

İstanbul Kültür Sarayı'nın inşaatı. (1953)

İstanbul Kültür Sarayı’nın inşaatı. (1953)

1956’da projenin başına mimar Hayati Tabanlıoğlu getirildi. İnşaata kaldığı yerden devam edilirken binanın hizmete 7 yıl sonra gireceği öngörüldü. Ne var ki inşaat çalışmaları, önceki dönemde olduğu gibi yine ödenek sıkıntısı nedeniyle planlandığı gibi gitmedi. İnşaata ancak ara ara ödenek çıktıkça devam edilince İstanbul Kültür Sarayı’nın hizmete gireceği tarihte yine sapma oldu.

Binanın önünde Haydarpaşa Gar'ının ilk müdürü Al­man Bay Hüg­nen'in evi vardı.

Binanın önünde Haydarpaşa Gar’ının ilk müdürü Al­man Bay Hüg­nen’in evi vardı.

* İstanbul’un Nüfusu… 3.019.032

En nihayet inşaat tamamlanınca İstanbul Kültür Sarayı’nın açılış tarihi 12 Nisan 1969 olarak belirlendi. Ne var ki Hayati Tabanlıoğlu’nun içi hiç de rahat değildi. Tabanlıoğlu, teknik alt yapının tamamlanmadığını ve yeterli teknisyenin bulunmadığını, bu nedenle binayı açmak için henüz erken olduğunu söyledi. Ne var ki ikinci seferde de planlanan sürede tamamlanmamasından dolayı oluşan baskı, Hayati Tabanlıoğlu’nun uyarılarının yetkililer  tarafından dikkate alınmamasına yol açtı.

İstanbul Kültür Sarayı'nın açılışına Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Süleyman Demirel ve TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli de katıldı.

İstanbul Kültür Sarayı’nın açılışına Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Süleyman Demirel ve TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli de katıldı.

İstanbul Kültür Sarayı, büyük salonun geniş sahnesi ve yüksek mekanik kapasitesiyle farklı kullanımlara imkan sağlıyordu. Bu özelliğiyle de Türkiye’nin en gelişmiş gösteri merkeziydi. Aynı zamanda kendine özgü karakteristik görünüşü ve yapı özellikleriyle çağdaş mimarlığın İstanbul’daki en önemli örneklerinden biriydi.

Açılışında Ferit Tüzün‘ün ‘Çeşmebaşı Balesi’ ile İtalyan Giuseppe Verdi’nin ‘Aida Operası’nın sahnelendiği İstanbul Kültür Sarayı, kültür ve sanat merkezi olarak hizmet vermeye başlamıştı ama Hayati Tabanlıoğlu’nun korktuğu felaket kısa bir süre sonra meydana geldi. İstanbul Kültür Sarayı, 27 Kasım 1970’te Arthur Miller‘ın ‘Cadı Kazanı’ adlı oyununun sahnelediği sırada çıkan yangında büyük hasar gördü.

‘Cadı Kazanı’nın üçüncü perdesinin sahnelendiği sırada çıkan yangını o anlarda sahnede olanlar, şöyle anlattı.
Nihat Akçan: Salonda birden gülüşmeler duydum. Çünkü sahne dekorcusu Ahmet Aslan sahneye fırlamış, bir şeyler söylüyordu. Yukarı baktım,  sahnenin sağ köşesi yanıyordu.
Kerim Afşar: Arkam sol kulise dönüktü. Sağ kulisten, sahneye aniden bir şeyler söylemeye çalışan garip bir adam girdi. Salondakiler onu görünce gülüşmeye başladı. Sinirlerim son derece bozulmuştu. Her şeyi unutup adamın üzerine doğru yürüdüm. O sırada seyircilerden birinin korkunç çığlığını duydum. Bir kadın ‘yangın var!’ diye bağırıyordu. 

Hiçbir can kaybının yaşanmaması büyük bir teselli oldu. Bina tadilattan geçirilip tekrar işlevsel hale getirilebilirdi ama bazı ulusal değerlerin yangın sırasında yok olması bütün ülkenin moralini bir hayli bozdu.

Sultan IV. Murad‘ın kaftanı, kılıcı, entarisi, Kösem Sultan’a gönderdiği bir ferman, Bağdat seferinde kullandığı zırh, hattat Hafız Mehmed’in eseri olan kıymetli bir Kur’ân-ı Kerim, Topkapı Sarayı’ndan getirilmiş, Cüneyt Gökçer‘in başrolde oynayacağı, A. Turan Oflazoğlu‘nun yazdığı ‘IV. Murad’ın galası için İstanbul Kültür Sarayı’nda sergilenmeye başlamıştı.
Yangında sadece IV. Murad’ın zırhı ağır hasarlı olarak kurtarılabildi.

İstanbul Kültür Sarayı’nın onarımına bir an önce başlandı. 7 Kasım 1971’de dönemin Kültür Bakanı Talât Sait Halman, onarım işlerini denetlerken binanın 1973’ün Cumhuriyet Bayramı’nda yeniden açılacağını ve adının da Atatürk Kültür Merkezi olarak değiştirileceğini açıkladı.
Projenin başına yine Hayati Tabanlıoğlu getirildi.

Hayati Tabanlıoğlu (1927 - 1994)

Hayati Tabanlıoğlu (1927 – 1994)

Ne var ki bina, yine ödenek sorunu nedeniyle planlanan tarihte açılamadı. İç dekorasyonu değiştirilmiş bir halde 8 yılda onarıldıktan sonra 6 Ekim 1978’de Atatürk Kültür Merkezi adıyla hizmete girdi. Yeniden açılma tarihinin 5 yıl sarkmasının olumsuz izlerini de ortadan kaldırmak için oldukça görkemli etkinliklerden oluşan bir açılış töreni hazırlandı.

* Hikmet Şimşek yönetimindeki orkestranın seslendirdiği Yunus Emre Oratoryosu
* ‘Othello’ temsili
* ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ın gösterimi
* İdil Biret resitali
* Ruhi Su konseri
* Çeşitli sergiler

İstanbul’un Nüfusu… 3.904.588

Atatürk Kültür Merkezi, 1978’den 2000’li yıllara kadar oldukça parlak bir dönem yaşadı. Operanın, balenin, tiyatronun Türk ve dünya klasikleri sahnelendi. Dünyaca ünlü yıldızlar Atatürk Kültür Merkezi’nin sahnesinde sanatlarını İstanbullulara da sunma imkanı buldu. Keza birçok ünlü şarkıcı da Atatürk Kültür Merkezi’nde sahneye çıktı. Film gösterimleri, sergiler, konferanslar, paneller, üniversitelerin mezuniyet törenleri de Atatürk Kültür Merkezi’ni İstanbullular için oldukça özel bir merkez haline getirdi.

Atatürk Kültür Merkezi’nin en önemli özelliklerinden biri de makul bilet fiyatlarıyla her kesimden kişiye kültür ve sanat faaliyetlerini takip edebilme şansı tanımasıydı.
Bu özelliğiyle öğrencilik yıllarımda kültür ve sanat faaliyetlerini sıkça takip edebilme olanağı tanıdığı için benim gibi İstanbul’daki tüm öğrenciler için de özel bir yere sahipti.

Aynı zamanda vefatlarından sonra ulusal değer taşıyan sanatçılar için törenler Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenleniyordu. 1999’da Barış Manço ve 2000’de Kemal Sunal için düzenlenen törenler gibi…

Toplumun maddi tarihini oluşturan kültür verileri içinde tarihsel, simgesel, anı ve estetik nitelikleriyle korunması zorunlu yapı olması nedeniyle 1 Kasım 1999’da İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu, Tescilli I. Grup Kültür Varlığı olmasını onaylayarak Atatürk Kültür Merkezi’ni koruma altına aldı ama o günlerde binanın eskiyen sistemleri nedeniyle işlevselliğini kaybettiği yönünde fikirler de dile getirilmeye başlandı. Bu fikirlerin çıkış noktasıysa eskimiş sisteminin hantallaştığı, binanın çağın gereklerine karşılık verememesi nedeniyle sahnelenen eserlerin azalmasıydı. Binanın dış cephesinin yıpranmasının da Atatürk Kültür Merkezi’nin albenisini kaybetmesine neden olduğu düşünülüyordu.

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç da bu fikre sahip kişilerdendi. Koç, 2005’te Atatürk Kültür Merkezi’nin ekonomik ömrünü tamamladığını, bu nedenle binanın yıkılarak yenilenmesini önerdi. Atilla Koç’un binanın yıkılıp yeniden yapılması adına ısrarcı olmasının ana nedeni Sakarya Üniversitesi tarafından hazırlanan rapordu. Söz konusu rapora göre binanın ana taşıyıcıları depreme tamamen dayanıksız durumdaydı. Taşıyıcılardaki demir ve beton korozyonu binayı güçsüz kılıyordu.

Atilla Koç

Atilla Koç

Atilla Koç, binanın 55 bin metrekarelik alanıyla yan tarafındaki alanın birleştirilerek dünya çapında bir kültür merkezi yapmayı istediklerini belirterek “Atatürk Kültür Merkezi, eskiyle yeniyi birleştirerek, İstanbul’u tümüyle yansıtacaktır” dedi. Ancak sanat ve mimarlık platformları bu öneriye karşı çıktı.
Atilla Koç, mevcut binayı yıkarak daha büyük yeni bir bina inşa etmekte kararlı olduklarını söylese de Tescilli I. Grup Kültür Varlığı olması nedeniyle binanın yıkımına o günlerde başlanamadı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 31 Mayıs 2008’de Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenen ‘Operation: Orfeo’ adlı oyundan sonra Atatürk Kültür Merkezi’ni tadilat nedeniyle kapattı. Amaç, binayı bir an önce yıkıp yenisini inşa etmekti ama Kültür-Sanat Sen (Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası) Tescilli I. Grup Kültür Varlığı olduğu için binanın yıkılamayacağı yönünde dava açtı. Bakanlığın aldığı yıkım kararı mahkeme tarafından engellendi.

Yargı kararından sonra proje müellifi, AKM’nin yıkım sürecine yönelik davacı olan Kültür-Sanat Sen, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yetkilileri ile bazı uzmanlar, Mimarlar Odası’nın çağrısı üzerine bir araya gelerek Atatürk Kültür Merkezi’nin korunma şekli üzerinde uzlaşıya vardı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile mimarlar Odası, 20 Aralık 2009’da AKM’de bir araya gelerek binanın uzlaşılan onarım koşullarını içeren bir protokol imzaladı.
İmzalanan protokol sonrasında da Atatürk Kültür Merkezi’ni yenilenme süreci başladı.

Ancak Kültür Sanat-Sen, sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkilediği gerekçesiyle yenileme kararının iptali için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na dava açtı. Mahkemeden bir kez daha yürütmeyi durdurma kararı çıkınca yenileme projelerin onaylandığı Koruma Kurulu kararını iptal edildi. Bunun sonucunda da çalışmalar durdurulmak zorunda kalındı.

Atatürk Kültür Merkezi’nin yenileme çalışmalarına Mayıs 2012’de başlandı. Ne var ki bir sorun daha ortaya çıktı. 2013’te müteahhit firma, 2005’te Sakarya Üniversitesi’nin hazırladığı raporda olduğu gibi Atatürk Kültür Merkezi’nin depreme karşı dayanıklılığı konusunda yeterli olmadığını, statik yapısının da mevcut projeyle güçlendirilemeyeceğini açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı bunun üzerine onarma işlemleri sırasında can ve mal kaybının yaşanabileceği göz önünde bulundurularak onarım çalışmalarını durdurdu.

Dönemin başbakanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2013’te Atatürk Kültür Merkezi’nin binasının yıkılarak yenisinin yapılması gerektiğini “Yıkıp gururlanabileceğimiz bir proje yapmalıyız, bir opera binası yapmalıyız. Burası önemli bir merkez olmalı ve gelen turistler gururla görmeli” sözleriyle dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zaman zaman Atatürk Kültür Merkezi'ne giderek çalışmaları denetledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zaman zaman Atatürk Kültür Merkezi’ne giderek çalışmaları denetledi.

* İstanbul’un Nüfusu… 15.462.452

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Kasım 2017’de toplumun geneli tarafından beğenilen Atatürk Kültür Merkezi’nin projesini tanıttı. Yenisini 29 Ekim 2021’de açmak üzere eski bina 13 Şubat 2018’de yıkılmaya başlandı.

Yapımını Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın üstlendiği mimarının ilk binanın mimarı olan Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu Murat Tabanlıoğlu‘nun olduğu Atatürk Kültür Merkezi, planlandığı gibi 2,5 yıllık inşaat sürecinin ardından bugün hizmete açılıyor.

Atatürk Kültür Merkezi’nin açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın 2019’da Hasan Uçarsu‘ya sipariş ettiği ‘Sinan Operası’ sahnelenecek. Mimar Sinan‘ın hayatından kesitlerin sunulacağı operanın librettosu Bertan Rona‘ya ait.

 

Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort şişli escort ataşehir escort şişli escort sex hikaye