Son infazın üzerinden 37 yıl geçti

Kemal Tahir‘in Malatya Cezaevi’ndeki görevi sırasında yaşadıklarını, gördüklerini hikâyeleştirdiği ‘Karılar Koğuşu’nu okurken sevgilisiyle bir olup eşini zehirleyerek öldüren ‘Hanım Kuzu’nun idam sehpasına gidişini zihnimde canlandırmak sarsıcı bir etkiye neden olmuştu.
Vicdanımın “Kadına yazık oldu. İlle de idam edilmesi gerekmiyordu” ile “İyi de ortada öldürülen biri var” şeklinde ikiye ayrılması duygularımda karıncalanmalara yol açmıştı.

'Karılar Koğuşu'nda 'Hanım Kuzu'yu Perihan Savaş canlandırdı.

‘Karılar Koğuşu’nda ‘Hanım Kuzu’yu Perihan Savaş canlandırdı.

1990’da Halit Refiğ’in Kemal Tahir’in romanından uyarlayıp yönettiği ‘Karılar Koğuşu’nu izlerken ‘Hanım Kuzu’nun idam sehpasına yürüme sahnesi,  tıpkı romanı okurken olduğu gibi boğazımı düğümlemişti. Üstelik bu kez sinemanın etkisiyle daha fazla bir halde…

İstiklâl Caddesi’ndeki sinemadan çıkıp Feriköy Erkek Öğrenci Yurdu’na uzanan yolu adımlarken gözümün önünde akmaya devam eden filmin idam sahnesi, vicdanımın bir kez daha kendi içinde ikiye ayrılmasına yol açarak duygularımı yeniden altüst etmişti.

Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit ve Perihan Savaş’ın başrollerini paylaştığı, ‘Karılar Koğuşu’, o yılki Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin jüri üyelerini de öylesine etkilemiş olacak ki şu ödüllere layık görüldü;
* En İyi Film
* En İyi Yönetmen (Halit Refiğ)
* En İyi Kadın Oyuncu (Hülya Koçyiğit)
* En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Ayşegül Ünsal)
* En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Tuncer Necmioğlu)

1998’de anaokulu öğretmeninin kaçırılıp tecavüz edildikten sonra öldürüldüğü haberi, zihnimde ‘Karılar Koğuşu’nun idam sahnesiyle çakıştı.
Suç işleyen kişilerin idam edilmesi gerektiğini düşünürken bir ses, zihnimde sıkıştığı yerden çıkıp “İnsanların idam edilmesini nasıl arzularsın? cümlesiyle vicdanımı sorguluyordu.
Oysa o sesin bilmediği, vicdanımın tercihini çoktan yapmış olduğuydu.

Tecavüz ve cinayet…
1984 öncesinde olsaydı bu suçtan dolayı idam edilenler listesine yeni eklemeler yapılacaktı.
Türk hukukunda ilk ölüm cezası, 29 Nisan 1920 tarihli ‘Hıyaneti Vataniye Kanunu’nda “Bilfiil hıyaneti vataniyede bulunanlar salben (asılarak) idam olunur ifadesiyle” yer buldu.

Günümüzde müze olarak kullanılan ilk TBMM binası.

Günümüzde müze olarak kullanılan ilk TBMM binası.

Kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar verme yetkisi 1924, 1961 ve 1982 anayasalarıyla TBMM’ye verildi. Özel af yetkisi de bulunan TBMM, 1984’ten itibaren hiçbir ölüm cezasının infazını onamadı. Bu tarihten sonra hiçbir suçlu idam edilmezken birinci maddesi, “Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez” olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek Ölüm Cezasının Kaldırılmasına İlişkin 6 No’lu Protokol’u Türkiye, 15 Ocak 2003’te imzaladı. 2004’te ise 5170 sayılı Kanun ile ölüm cezası Anayasa’dan tümüyle çıkarıldı. 

Türkiye’de son idam cezası, 25 Ekim 1984’te infaz edildi.
1978’de gerçekleştirdiği soygun sırasında 3 polis memurunu şehit eden Hıdır Aslan, idam cezası infaz edilen son kişi oldu.
Hıdır Aslan’ın şehit ettiği 3 polis, hayattaki en büyük emelleri onların sağlıklı bir şekilde büyüdüklerini, mürüvvetlerini görmek olan çocuklarından ebediyen ayrıldı.
O çocuklar, hayat damarlarının en büyük olanından, yani babalarından yoksun bir şekilde kim bilir hangi hayallerini ve amaçlarını gerçekleştiremeden büyüdü. Keza, eşlerinin, anne – babalarının ve kardeşlerinin de hayat damarlarından biri Hıdır Aslan’ın silahından çıkan kurşunlarla koptu.

Hıdır Aslan, 2 yıl boyunca firar ettikten sonra 1980’de yakalandı.
4 yıl süren yargılama sürecinin sonunda 25 Ekim 1984’te Burdur Kapalı Cezaevi’nde idam edildi.

Hıdır Aslan (Ayakta sol başta), İlyas Has (Ayakta soldan ikinci), Ali Akgün, İsmail Levent Aksan, Veli Biçer (İlyas Has, Süleyman Tosun'un öldürülmesi suçundan idama mahkum oldu. İnfaz, 7 Ekim 1984'de gerçekleştirildi.)

Hıdır Aslan (Ayakta sol başta), İlyas Has (Ayakta soldan ikinci), Ali Akgün, İsmail Levent Aksan, Veli Biçer (İlyas Has, Süleyman Tosun’un öldürülmesi suçundan idama mahkum oldu. İnfaz, 7 Ekim 1984’de gerçekleştirildi.)

İdam cezaları özellikle 1970’li yıllardan itibaren dünya genelinde büyük ölçüde tartışılmaya başlandı. İnsan hakları bilincinin iyiden iyiye toplumlara yerleşmeye başladığı ilk yıllarda idamın insanlık dışı bir cezalandırma yöntemi olduğunu savunanlar, yaşadıkları ülkelerin yönetimlerine baskı uyguladı, meydanlarda gösteriler düzenledi.

İdam cezasının olmasını isteyenler, Birleşmiş Milletler’e üye olan ülkelerin 10 Aralık 1948’de imza ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3’üncü maddesine dikkat çekti; “Herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır.”
İdama karşı olanlar ise aynı bildirgenin 5’inci maddesiyle karşılık verdi; “Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz.”

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3’üncü maddesiyle 5’inci maddesi arasındaki derin boşluk, idam cezasının uygulanıp uygulanmaması konusunda her iki tarafın da duygularını alabora etti. Özellikle toplumsal infial yaratan kadın ve çocuk cinayetlerinin işlendiği günlerde etmeye de devam ediyor.

TBMM’nin açılmasıyla yeni bir ülke olarak kurulduğumuz 1920’den son infazın gerçekleştiği 1984’e kadar idam cezalarının uygulandığı suçlar şöyle;
* Vatana ihanet
* Düşman tarafına firar etme 
* Mustafa Kemal’e yönelik suikast girişimi
* Ülkenin bütünlüğünü bozmaya, anasayal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik ayaklanmalar ve eylemler
* Askeri casusluk
* Casusluğa teşebbüs
* Anayasayı ihlal
* Cinayet
* Gasp – cinayet
* Gasp – tecavüz – cinayet
* Tecavüz – cinayet
* Gasp – işkence – cinayet
* Hırsızlık – cinayet
* Pusu kurma – soygun – cinayet
* Cebren kız kaçırmaya teşebbüs – cinayet
* Ev basma – cinayet

1920’den 1984’e kadar 16 farklı suçtan dolayı 719 kişi idam cezasına çarptırıldı. 

* İlk idam cezası vatana ihanet suçundan iki kişiye verildi. Bu kişilerin cezaları 21 Ekim 1920’de onandı.
* Cinayetten idam cezası ise ilk olarak 29 Haziran 1922’de verilen hükümle 2 kişiye uygulandı.
* Tecavüz ve cinayetten ilk idam cezası alan 3 kişi hakkında hüküm 21 Kasım 1925’te onandı.

Birçok idam cezası toplumun geneli tarafından kabul gördü.
3 idam cezası var ki toplumun geneli tarafından kabul görmezken hafızalara Türkiye’nin en derin yaralarından biri olarak kazındı.
Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan, 1960 Askeri Darbesi’nde tutuklandı.

‘Anayasayı ihlal’ suçundan Yassıada Yargılamaları sonrasında Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan; 16 Eylül 1961, Başbakan Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961’de İmralı Adası’nda idam edilerek yaşamlarına son verildi.

1990’da çıkarılan yasayla Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın itibarları iade edilerek İmralı Adası’nda bulunan naaşları, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın da katıldığı devlet töreniyle 17 Eylül 1990’da Topkapı Mezarlığı içinde yaptırılan anıt mezara nakledildi.

Related Posts

Bir cevap yazın