“Yazdıklarımın gerçek olduğunu görmeyi çok isterdim!”

Aslında daha röportajın ilk anında, Charlie Brooker beni zoom ekranında görüp “İşte bir yakışıklı orada” dediğinde, kendimi bir Black Mirror öyküsü içinde hissettim! Öyle ya birinin beni bilmem kaç inç’lik bir ekranda görüp ‘yakışıklı’ bulması ancak bir alternatif gerçeklikte mümkün olabilirdi… Öyleyse ben ben değildim karşımdaki de Charlie Brooker! (Selam Borges!)

Buluşma nedenimiz 12 yıl önce ilk bölümüyle tüm dünyada olay olan ve kısa sürede fenomene dönüşen Black Mirror dizisinin Netflix’te yayınlanmaya başlayan 6. sezonunu konuşmaktı…

Kendisinin aslında kendisi olmadığı, başkasının hayatını canlandırdığı TV dizisinde kendisinin olduğunu sandığı hayatın da kendisini Selma Hayek’in canlandırdığı bir diziye dönüşmesinin ardından kendisini canlandıran Selma Hayek’le birlikte kendisi olmayan kendisini aramaya çıkan Joan’ın öyküsünü anlatan 6. sezonun ilk bölümü ‘Joan is Awful’ bittiğinde “Bütün bu yaşadıklarım bir düş ve beni düşleyen biri var mı acaba?” diyordum kendim olduğuma emin olmadığım kendime!!

Yukarıdaki paragrafı okuyup, anlayıp yazıya devam ediyorsanız siz de bir Black Mirror bölümünün içine hoş geldiniz! Şu anda itibaren yazıyı okuyan siz misiniz bir daha düşünün çünkü yazanın ben olduğuma emin değilim!

CHATGPT’NİN YAZDIKLARINDA ORİJİNAL BİR ŞEY YOK!

Black Mirror’ın yeni sezonunun ilk bölümü Joan is Awful, tam bir Black Mirror bölümü… Deep Fake’ten, Yapay Zeka’ya yok yok içinde. Hem komik hem bir türlü uyanamadığınız korkunç bir karabasan!

Önümüzün arkamızın, sağımızın solumuzun yapay zeka olduğu şu günlerde dizinin yaratıcısı Brooker’ın karşısında gören herkesin aklına gelen ilk soru da ChatGPT kullanıp kullanmadığı oluyor haliyle…

Yapay zekanın Hollywood bitirip bitirmeyeceğinin tartışıldığı, senaristlerin yapımcıların ChatGPT kullanarak senaryolar yazdırdığı gerekçesiyle greve gidip birçok yapımın çekimlerini durdurduğu, yıllar önce hayatını kaybetmiş oyuncuların filmlerde kendi sesleri ve görüntüleriyle ‘yeniden canlandığı’ bir dönemde kahramanı Joan’a “Hayatımın başrolündeki kişi sanki ben değilmişim gibi hissediyorum” dedirten Charlie Brooker da ChatGPT’yle haşır neşir olduğunu söylmiş birkaç gün önce:

“İlk yaptığım şey ondan bir Black Mirror bölümü yazmasıydı… Doğrusu başta makul bir şeyler yazmış gibi geldi. Ama yeniden okuyunca yazdığının b.ktan bir şey olduğu ortadaydı. Çünkü tüm yaptığı tüm Black Mirror bölümlerini tarayıp, özetlerine bakmak ve ortaya bir şey koymaktan ibaretti. Biraz daha derine inince de ortada orijinal bir şey olmadığını görüyorsunuz zaten…”

“BU ÖYKÜLER GERÇEKLEŞSE KORKUNÇ OLURDU”

Gegorge Orwell’ın 1949’da yazdığı ‘1984’ romanındaki ‘Büyük Birader’in bir ‘dijital platform’ olarak hepimizi gözetlediği yetmezmiş gibi bir de bunu ‘dizi’ olarak abonelerine sunduğu bir dünyayı anlatan Joan is Awful’un gerçekleşmesi ‘belki yarından da yakınken’ Brooker’a yazdığı öykülerden gerçekleşenler ya da gerçekleşmesinden korktukları var mı diye soruyorum…

“Bu öykülerden herhangi birinin gerçekleşmesi korkunç olurdu” deyip ekliyor: “Dizinin bu kadar beğenilmesinde çoğu bölümün ileride gerçek olabileceğinin düşünülmesinin etkili olduğunu sanıyorum. Bu harika bir şey! Yani dünya için korkunç tabi ama dizi için güzel bir reklam…”

Yeni sezonda geleceği tahmin etmekle ilgili olmayan, oldukça distopik alternatif geçmişlerde geçen ancak bugün yaşananları o öykülerin içine kattığı bölümler olduğunu vurguluyor Brooker: “Hiçbir zaman dizinin görevinin gelecekte neler olacağını tahmin etmek ve insanları bunlara karşı uyarmak olduğunu düşünmedim. Ama San Junipero’daki teknoloji iyi olurdu. (3. Sezon 4. Bölüm olan San Junipero’da ölümücül hasta iki kadının bir simülasyonda sonsuza kadar yaşaması anlatılıyordu) Yeni sezondaki Beyond the Sea’deki teknoloji her tür erkek için faydalı olabilirdi. Sanırım soruna vereceğim cevabı değiştireceğim. Aslında tüm yazdıklarımın gerçek olduğunu görmeyi çok isterdim!..”

Charlie Brooker’ın, yeni teknolojilerle birçok klasik filmin şimdi aramızda olmayan oyuncularıyla (örneğin Kazablanka) devamlarının çekilmesi yönünde Hollywood’daki konuşmalara cevabı içinse ‘Joan is Awful’ bölümünü izlemelerini tavsiye ediyor.

“BELKİ DE KENDİ ÖLÜMLÜLÜĞÜMÜZE TAKINTILIYIZ”

Yeni sezonun ikinci bölümü ‘Loch Henry’ bir Black Mirror bölümünde çok İskoçya kırsalında geçen daha önce birçok örneğini izlediğimiz bir gerilim filmi gibi hissettiriyor. Özel hayatların, yaşanan trajedilerin medya şirketleri tarafından birer ‘content’ (içerik) olarak görüldüğü eleştirisi bölümün merkezinde… Kahramanlarımızdan Pia (Myha’la Herrold), bambaşka bir hikayenin belgeselini yapmak için geldikleri kasabada sevgilisi Davis’in (Samuel Plenkin) ailesinin yaşadığı trajediyi öğrenir öğrenmez “Bu tam da insanların görmek istediği, izlemek istediği şey” diye bastırıyor. Davis’in “Bu bir içerik değil benim ailemin yaşadığı bir gerçek” itirazlarının bir anlamı olmuyor…

Herrold, Black Mirror’da insanların görmek istediği, izlemek istediği şey nedir sorusuna şöyle cevap veriyorlar: “Gerçek suç ve suç belgesellerini izlemeyi seviyorum. Evet soru ‘Neden bunları izlemeyi bu kadar çok seviyoruz?’ Senaryoyu okurken, ‘Bu harika bir hikaye’ dedim. Ben de bölümde anlatılan belgeseli izlerdim. Belki de kendi ölümlülüğümüze takıntılıyız, bu yüzden bu öyküleri izlemek istiyoruz…”

Plenkin, “Burada diğer insanlara kim olduğumuz hakkında anlattığımız hikayelerle ilgili bir konu var” diyor: “Dizideki anne karakteri mesela, onun öyküsü kendisinin kim olduğu hakkında kendi kendisine anlattığı bir hikaye aslında…”

İskoçya’nın ‘Highland’ bölgesinde Lamond Gölü çevresinde geçen bölümünün sonunda insanın içine oralara gitme isteği dolduğunu da belirteyim…

“YENİ GİDİLMEMİŞ YOLLARA BİR HAYRANLIĞIMIZ VAR”

Yeni sezonun en çok konuşulan bölümü ‘Beyond the Sea’ uzayda bir mekikte uyku halinde oldukları sırada kopyaları 1969’un dünyasında eşleri ve çocuklarıyla yaşayan iki astronotun öyküsünü anlatıyor… Josh Hartnett, Aaron Paul, Kate Mara gibi yıldızlarıyla da dikkat çeken bu bölüm bir ‘Alacakkaranlık Kuşağı’ öyküsü gibi. 80 dakikaya yakın süresiyle uzun metraj bir film de diyebileceğimiz bölüm karakterlerin için dünyalarına yönelik detaylarla soran sorgulayan bir bilim-kurgu… Kendileri uzayda dönüp dururken aşağıda dünyada kendilerine ikinci bir hayat yaratılan David (Hartnett) ve Cliff’i (Paul) izlerken kafamın içinde Portekizli yazar Pessoa’nın, “Bazen düşünüyorum da, düşlerimi birleştirerek kendime kesintisizce akacak ikinci bir hayat kursam ne hoş olurdu, günlerimi düşsel konuklarla, uyduruk insanlarla geçireceğim, acısını da keyfini de yaşayacağım ikinci bir hayat…” sözleri dönüp duruyordu.

Josh Hartnett’e Pessoa’nın sözlerini hatırlatıp “Böyle bir hayat ister miydin?” diye soruyorum. “Elbet de” deyip şöyle devam ediyor: “Hem kendi hayatımızın içinde olmak hem de tamamen farklı başka bir şey yaşamak ya da hayatımıza bitişik, tam olarak aynı olmayan bir şey yaşamak. Yeni yollar, gidilmemiş yollar, tüm bu tür şeyler. Sanırım hepimizin buna karşı bir hayranlığı var…”

Aynı bedeni ‘dönüşümlü’ olarak paylaşan iki astronotun trajedesi Black Mirror 6. sezonun zirvesi bence…

KOMEDİ YANI EN GÜÇLÜ BLCK MIRROR BÖLÜMÜ

1979’da geçen dizinin 5. Bölümü ‘Demon 79’un günümüzde geçmemesi için bir sebep yok aslında. Irkçılık, yükselen milliyetçilik, nükleer savaş tehdidi… 1979’dan bugüne yaşadıklarımız tarihin bize hiçbir şey öğretmediğinin kanıtı gibi. Bir ayakkabı mağazasında çalışan göçmen Lana (Anjana Vasan) bulduğu bir tılsım aracılığıyla ‘çaylak’ şeytan Gaap’ı (Paapa Essiedu) cehennemin dibinden dünyamıza getiriyor. Gaap, Lana’ya üç gün içinde 3 kişiyi öldürmezse kıyametin kopacağını ve insanlığın son bulacağını söylüyor. Görevi başaramazsa kendisinin ‘iblis okulu’ndan atılacağını da ekliyor.

Böyle yazınca yine karanlık bir Black Mirror bölümünün içine dalacakmışsınız gibi düşünmeyin… ‘Demon 79’ sanırım benim izlediğim komedi yanı en güçlü Black Mirror bölümlerinden biri!

Tüm bölüm boyunca Boney M grubunun erkek solistinde aşırdığı tüylü kürkü, fötr şapkası ve platform topuklu ayakkabılarıyla Gaap görüp görebileceğiniz en eğlenceli şeytan!

Gaap’in ankesörlü telefondan cehennemdeki şeytanları arayıp görevle ilgili bilgi aldığı anlarda kahkaha attığımı söylediğimde Paapa Essiedu, Black Mirror’ın yaratıcısı Charlie Brooker’ın kariyerinin başlarında komedi dizileri yazdığını hatırlatıyor. Gerçekten de Brooker Brass Eye ve Nathan Barley gibi komedi dizilerine imze atmış.

“Black Mirror gerilim ve gelecekte bize doğru gelen daha karanlık şeylere dair öngörüleriyle ünlü” diyor Essiedu, “Ancak yazarlarımız hikayenin içinde insani yanların daha da parlaması için komedinin ne kadar önemli olduğunu biliyorlar. Bizim öykümüzde de komedi ağızları tadlandıran küçük bir başlangıç gibi… Lana ve Gaap’in ilişkisinin isnasi yönlerini ortaya çıkarması açısından da çok mizah önemli bence” diye devam ediyor.

“ÜZÜCÜ DE OLSA DEMON 79’UN SONUNDA UMUT VAR”

Joan is Awful, dışındaki Blcak Mirror 6. sezon öyküleri birçok kişiye Black Mirror gibi gelmeyecektir belki de. Teknolojinin bize ettikleri, robotlar, sosyal ağlar, dijital uygulamalar vb. bir dolu şeyin hayatlarımıza etkisiyle alakalı kabus gibi öykülerin ardından, The Independet’ın da dediği gibi belki de ilk kez, Black Mirror sadece teknolojinin verdiği zarara değil, aynı zamanda toplumun kendi kendine açtığı yaralara da ayna tutuyor yeni sezonunda.

“Bence incelediğimiz şey kendi kendine açılan yaralar…” diyor Anjana Vasan: “Bu noktaya nasıl geldik ve nereye gidiyoruz? Devam edecek miyiz? Bugünlerde manşetleri okuyorsunuz ve TV’leri izliyorsunuz aynı kıyamet gibi… Haberleri okuduğunuzda korkunç hissediyorsunuz. Bence bu konuda şaşırtıcı olan şey, bu kadar üzücü ve umutsuz hissettiren ‘Demon 79’ gibi bir bölümün içindeki umut. Charlie tüm bu korkunç şeylerin içinde biraz umut bulmayı başardı. Ve bence bölümün sonunda bir çeşit zaferle sonuçlanan bir şey var; bu da bize, eğer dünyaya farklı bir şekilde bakarsak bizim için de umut olabileceğini hissettiriyor…”

BEYNİMİN BANA SUNDUĞU GERÇEKLİĞE İNANMAYA HAZIRIM!

David Eagleman ‘Beyin- Senin Hikayen’ kitabında “Beyin bize durmadan hikayeler anlatır ve her birimiz de anlattığı bu hikayelere inanırız. Beyin hikayelerini size nasıl sunarsa siz de gerçekliğinizi o şekilde kabullenirsiniz” diyor. Charlie Brooker anlattığı öykülerin bir çoğu en korkunç kabuslarımdan bile korkunç bir dünyayı anlatsa da kendi adıma ben anlattığı hikayelere inanmaya hazırım… Çünkü Anjana Vasan’ın da dediği gibi günün sonunda bizim için bir umut olduğu hissine inanmak istiyorum. Bu da benim beynimin bana sunduğu gerçeklik işte ne yapabilirim ki!.. 

Related Posts

Bir yanıt yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort şişli escort ataşehir escort bursa escort betvino beylikdüzü escort şişli escort sex hikaye milanobet güncel adresi ataköy escort istanbul escort roketbet yeni giris roketbet üyelik roketbet bonuslari roketbahis yeni giris antalya escort antalya escort istanbul escort