Zamanımız altı bin yıl… Sahnemiz bütün Anadolu…

Yıldız Kenter’in sergilediği unutulmaz performansla sahnelerin en çok izlenen oyunları arasında yer alan ve Ayça Bingöl tarafından yeniden sahnelenen ‘Ben Anadolu’ İş Sanat’ın “Antik Sahne” ismini verdiği yeni etkinlik serisiyle izleyiciyle buluşuyor. Güngör Dilmen’in kaleme aldığı, yönetmenliğini Görkem Yeltan’ın yaptığı ve Patara Antik Kenti’nde bulunan Likya Birliği Meclis Binası’nda sergilenen oyun, antik çağlardan Kurtuluş Savaşı’na uzanırken binlerce yıllık Anadolu tarihinin temelindeki kadın figürünü oldukça etkileyici bir şekilde yeniden hatırlatıyor.

TANRIÇA, EŞ, ANNE, TÜCCAR, KRALİÇE, SİYASETÇİ, TARİHÇİ…

Anadolu’nun bütün kadınları binlerce yıllık hikayelerini anlatıyor ‘Ben Anadolu’da. Oyuncu Ayça Bingöl’ün başarılı performansıyla hayat verdiği kadınlar dile geliyor, yaşamlarının kimi zaman trajik, kimi zaman komik öykülerini bugünün dünyasıyla buluşturuyor ve Anadolu’nun binlerce yıllık tarihine ışık tutuyor.

Anadolu’da kadın kimi zaman tanrıça Kybele gibi yepyeni bir uygarlığa hayat veriyor, kimi zaman Theodora gibi toplumun en alt sınıflarından imparatoriçeliğe yükseliyor, kimi zaman da bütün çocukları kıskanç bir tanrıça tarafından öldürülen Niobe gibi taş kesiliyor. Ve haykırıyor “Çığlık çığlığa şimdi rahmim. Bu acıya dayanabilmem için Tanrılar taş edin beni ve bağışlayın bana sonrasızca ağlamayı…”

KADINLARIN BİNLERCE YILLIK HİKAYESİ

Feminizmi en köktenci biçimde uygulayan ilk toplum Amazonlar “Kökten bir çözüme gittik, içimizden erkekleri ayıkladık. İdeal kadın toplumunu yarattık” diyor önce. “Ah!” diyor Amazonlar, “Doğa bir iyilik etseydi, erkeğin katkısına gerek kalmadan doğurabilseydik…” Ta ki bir Amazon’un yakışıklı savaş tutsağına aşık olma suçunu işlemesine ve kendi toplumundan aforoz edilmesine kadar.

Sonrasında ise kaçınılmaz itiraflar geliyor art arda… “Güzel, güzel de sevgili Ecem, yaşam sloganlarla yürümüyor. Ülküsel bir toplum yaratmada biraz aşırı gitmedik mi? Erkeklerle eşitliğimizi kanıtlamak için erkekleri taklit etmiyor muyuz? Onların gık demeden, gönüllü olarak üstlendikleri ağır işler de bize düşüyor şimdi. Erkeklerle boy ölçüşeyim derken kadınlıktan geri kalmıyor muyuz? Tanrının günü elde kargı kalkan ,gezmenin anlamı ne? Biliyorum, beni revizyonistlikle ve karşı devrimcilikle suçlayacaksın. Evet, bu genç tutsağımı sevdim. Belki de zaaf sandığımız şeyler bizim asıl güçlerimizdir.” Bu itiraflar kadının kadın kalarak verdiği mücadelenin anlamına, etkisine ve gerçekliğine vurgu yaparken, erkeklere de hakkını teslim ediyor kibarca.

Dünyanın ilk kadın tarihçisi Anna Komnena’nın Bizans imparatoru olan erkek kardeşi Yoan’a seslenişi, kadının tarihten bugüne değişmeyen kaderini özetliyor kısaca: “Bizans’ı ben yüceltecektim, ben… Babamın bıraktığı yerden. Doğduğunuz gün ışığımı çaldınız. Bizans’ın erkek vârisi gelmişti. Ben kenara itiliverdim. Kadın olduğumu o gün anladım.”

Ve Türk Kurtuluş Savaşı’na kadar uzanıyor Anadolu’nun kadın hikayeleri. Ülkenin düşman işgaline karşı mücadelesini, direnişini örgütlüyor, vatanının bağımsızlığı için sesleniyor bu kez dünyaya Halide Onbaşı adıyla… Nezahat Onbaşı, Şerife Bacı, Kara Fatma ile birlikte…

TANRIÇA KYBELE YOĞURMAYA DEVAM EDİYOR HÂLÂ

Mitolojik çağlardan Türk Kurtuluş Savaşı’na uzanan bu hikayede söyleyecek sözü olan kadınlar var. Bugünlerde ise dile gelen, söyleyecek sözü olan kadınlar İran’dan sesleniyor tüm dünyaya: Kadın, yaşam, özgürlük… Sadece İran’dan değil; Taliban’ın yeniden iktidarı ele geçirmesiyle tüm haklarını kaybeden ve peçe takmak zorunda kalan kadınlar Afganistan’dan, kürtaj yasasına karşı mücadele eden kadınlar ABD’den ve daha dünyanın birçok yerinden kadınlar en temel hakları, yaşama hakları için sesleniyor…

Ne zaman tükeniyor ne de söyleyecek sözü olan kadınlar. Tıpkı oyunun yazarı Güngör Dilmen’in de ifade ettiği gibi “Zamanımız, altı bin yıl, sahnemiz bütün Anadolu. Ölçün enini boyunu, kimi, nasıl, nereye sığdıralım? Kırk kişiye ses versek kırk birinci suskun. Yüz kişiyi oynasak yüz birinci eksik.. Sonsuz görünümlerin demiştim ya… Sonu yok işte… Kim tanımlayabilir sonsuzluğu sonrasızlığı?”
Ve Tanrıça Kybele yoğurmaya devam ediyor hâlâ…

“Yeni bir çağ başlıyor… Maya kabarıyor, maya kabardı. Soruyor çocuklarım: Ne yoğuruyorsun Kybele Ana? Yeni bir uygarlık, canlarım.

Uygarlık ne ola? Toplumda bir mayalanma. Hamuru doğa, tuzu insan gözyaşı, tekne bütün Anadolu ve ondan taşarak bütün dünya…”

Yani aslında zamanımız insanlık tarihi, sahnemiz bütün yeryüzü…

İş Sanat “Antik Sahne” ismini verdiği yeni etkinlik serisiyle Türkiye İş Bankası’nın destek olduğu arkeolojik kazıların sürdüğü antik kentlere konuk oluyor. “Ben Anadolu”, 8 Ekim Cumartesi, saat 19.00’da ise Teos Antik Kenti Meclis Binası’nda izleyicilerle buluşuyor.

İş Sanat “Antik Sahne” ismini verdiği yeni etkinlik serisiyle Türkiye İş Bankası’nın destek olduğu arkeolojik kazıların sürdüğü antik kentlere konuk oluyor. “Ben Anadolu”, 8 Ekim Cumartesi, saat 19.00’da ise Teos Antik Kenti Meclis Binası’nda izleyicilerle buluşuyor.




Related Posts

Bir cevap yazın