Hedef, kültürümüzü değerleriyle şehirlere, topluma tanıtmak

Beyoğlu…
Günümüzde 233 Bin 322 kişiyle Bilecik, Iğdır, Sinop, Bartın, Çankırı, Artvin, Gümüşhane, Kilis, Bayburt, Tunceli ve Ardahan’ın her birinden daha fazla nüfusa sahip olan Beyoğlu, 16’ncı yüzyılın ilk yarısında, içinde tek tük yapıların yer aldığı, bağlık – bahçelik bir alandı.

Beyoğlu, Galata’dan gelen yabancıların, o zamanlar adı ‘Grand Rue de Pera’ olan İstiklâl Caddesi boyunca yerleşmesiyle yerleşim alanına dönüştü. Beyoğlu, günümüzde 8.76 km² ‘lik alana, 45 mahalleye sahip. 

Beyoğlu, 19’uncu yüzyıldan itibaren ise kozmopolit bir yapıya büründü. Kozmopolit yapısının etkisiyle ticaretle sanatın iç içe olduğu Beyoğlu, İstanbul’un özü haline geldi. Beyoğlu’nun kültür – sanat merkezi olmasını sağlayan unsurlar şöyle;
* Müze Sayısı… 18
* Kültür Merkezi Sayısı… 17
* Tarihi Yapı Sayısı… 20
* Tarihi Okul Sayısı… 16
* Diplomatik Temsicilik Sayısı… 10
* Tarihi Pasaj Sayısı… 29

Fotoğtaf: AA

Beyoğlu’nun kozmopolit bir yerleşim merkezi olmasını sağlayan unsurlar ise şöyle;
* Tarihi Cami Sayısı… 40
* Tarihi Kilise Sayısı… 32
* Tarihi Sinagog Sayısı… 15

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Beyoğlu’nun bu özelliklerinden yola çıkarak 3 yıldır, kanımca kültür – sanat adına devrim niteliği taşıyan ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’ni düzenliyor. 

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

Bir önceki ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nde 84 farklı noktada 53 kültür – sanat kurumu, 6 bin 453 sanatçı yer almış, bin 500’den fazla etkinlik gerçekleştirilmişti. Etkinliklere katılım ise yaklaşık 10 milyona ulaşmıştı. 

Bu yıl, 1 – 23 Ekim arasında düzenlenen; sinemadan, edebiyata, müzikten resme, tiyatrodan dijital sanatlara kadar geniş bir yelpazede kültür – sanat adına üretilenleri bir araya getiren ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nde 46 mekânda 6 binden fazla sanatçı, binden fazla etkinlikte sanatseverlerle buluştu / buluşacak.

Fotoğraf: İHA

Fotoğraf: İHA

‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nden ilham alınarak ‘Türkiye Kültür Yolu Festivali’ başlığında ‘Troya Kültür Yolu Festivali’, ‘Başkent Kültür Yolu Festivali’, ‘Diyarbakır Sur Kültür Yolu Festivali’ ve ‘Konya Mistik Müzik Festivali’ de organize edilmeye başlandı. Bu festivallere, Nisan 2023’te İzmir’de düzenlenecek festival de eklenecek. Ayrıca Adana Portakal Çiçeği Karnavalı, ‘Türkiye Kültür Yolu Festivali’ kapsamına dâhil edildi. 

Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında CSO Ada Ankara Ana Salon'da, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, tenor Murat Karahan ile Letonyalı soprano Kristine Opolais sanatseverlerle buluştu. Fotoğraf: AA

Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında CSO Ada Ankara Ana Salon’da, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, tenor Murat Karahan ile Letonyalı soprano Kristine Opolais sanatseverlerle buluştu. Fotoğraf: AA

İstanbul’un marka değerini artıran ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’, kültür – sanat etkinliklerini içeren bir organizasyondan daha fazlasını içeriyor. Zira, festival etkinliklerinin düzenlendiği tarihi yapılar restore edilerek geleceğe taşınıyor. Örneğin Galata Kulesi, Atlas Sineması ve Galata Mevlevihanesi, ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’ çerçevesinde elden geçirilerek restore edildi.

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan…
Beyoğlu’nun ‘2004 – 2009’, ‘2009 – 2014’ ve ‘2014 – 2019’ arasında belediye başkanlığını yaptı. 162 yıllık belediye olan Beyoğlu’nun en uzun görevde kalan belediye başkanı olan Ahmet Misbah Demircan, 2019’da Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı olarak yeni görevine atandı. 

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan ile ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nin düzenlendiği konumun rotasında adım adım röportaj yaptık. Demircan, Beyoğlu’nun kendisi için neler ifade ettiğinden, başlangıcı ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’ olan ‘Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin kültür – sanata olan etkisine kadar birçok konuda açıklama yaptı. 

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan ile Çukurcuma'da başlayan turumuz Atatürk Kültür Merkezi'nde sona erdi

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan ile Çukurcuma’da başlayan turumuz Atatürk Kültür Merkezi’nde sona erdi

Sayın Bakanım, 2004 – 2019 arasında belediye başkanlığını yaptığınız Beyoğlu’nda iz bıraktınız. Beyoğlu sizin için neler ifade ediyor?
İnsanın bir kimliği, bir de kişiliği vardır. Kimlik, üç unsurdan oluşur. Birincisi; kendi bedeniniz, yüzünüz ve isminizdir. İkincisi; aileniz ve çevrenizdir. Üçüncüsü ise doğduğunuz yerdir. O da artık kimliğinizin bir parçasıdır. Çünkü bulunduğunuz yerin havası, suyu toprağı oradan tevarüs eden kalıtımsal özellikleri bir müddet sonra sizi hem beden olarak hem ruh olarak o çevrenin bir parçası yapar. Dolayısıyla Beyoğlu bizim bedenimiz, ruhumuz ve kimliğimiz. Biz, Beyoğlu gibiyiz. Çünkü burada doğduk, burada büyüdük. Benim babam da burada doğdu, burada büyüdü. Herkesin bir köyü vardır. Biz de aslında Rizeliyiz. Tabii ki oradaki köyüme de gidiyorum ama normalde burada doğdum ve burada büyüdüm. Kasımpaşalıyım, Beyoğluluyum. Çocukluğumuz hep buralarda geçti. Bir de 36 yaşında başkan oldum. Ondan sonra da 15 sene burada kaldım. Sonra Kültür ve Turizm Bakan yardımcısı oldum. Türkiye ve Anadolu kültürünün toplandığı bir yer varsa orası İstanbul’dur. Onun da özeti Beyoğlu’dur. O yüzden Beyoğlu, hem kişisel olarak hem mesleki olarak çok şey ifade ediyor.

Beyoğlu ile özdeşleşen kişilerdensiniz…
İnşallah öyledir.

Görüyorum, her daim yoğunsunuz ama ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’ zamanı daha da bir yoğunsunuz. Festivalden söz edelim. 3’üncü kez düzenleniyor. Katılım istediğiniz, beklediğiniz ölçüde gerçekleşiyor mu?
‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nin bütün hedefi kentleri ön plana çıkarmak ve şehir kültürlerini desteklemektir. Neden Beyoğlu? Çünkü gerçekten İstanbul’un özü, özeti. Beyoğlu, sadece İstiklâl Caddesi, binaları, yapıları ve mimarisiyle Beyoğlu değildir. Aslında bütün bir Türkiye’dir. Şimdi bu antikacılara baktığınızda aslında sadece Beyoğlu’nu değil bütün dünyadan gelen antikaları burada görmüş oluyorsunuz. Tabii Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kültür anlamında buraya yaptığı yatırımlar da çok fazla. Galataport bir yandan, AKM bir yandan, Taksim Camii bir yandan… Son 20 yılda burada milyonlarca metrekare restorasyon yapıldı. Kafeler, oteller, antikacılar, sanatçılar, sergiler… Burada o kadar çok şey birikti ki… Türkiye’nin entelektüel sanat birikiminin büyük bir bölümünün bu coğrafyada olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla buraya gelmeden buraya bakmadan entelektüel bir sanat düşüncesinden bahsetmek de kolay değil. Bakanlık olarak da Atatürk Kültür Merkezi gibi bir kurumumuz var. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Atatürk Kültür Merkezi’ne çok büyük emekleri var. Sayın bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un ve bakanlığın da çok büyük emekleri var. Aslında burada kültür anlamında bir iddia var. Yapı tabii ki tek başına kültürü ifade etmez ama böyle büyük bir mutfak olmadan da iş olmuyor. Buralara çok emek verildi ve içerikler destekleniyor. Bir de bu kültür festivallerinde partnerlerimiz çok önemli. Sanatçılar çok önemli. Yüzlerce, binlerce insan işin içerisine katılıyor. Onların düşünceleri ve sanatları destekleniyor. Ve bütün bunlar aslında kültür ve sanat hayatını desteklemek anlamına geliyor. Buradan başkente, Çanakkale’ye, Diyarbakır’a gideceğiz. Diyarbakır da çok önemli gerçek bir tarih ve kültür şehri. Mezopotamya kültürünü çok güzel yansıtıyor ve anlatıyor. Burada hedefimiz bir defalık bir şey değil burada hedefimiz, şehirlerde kültür ve sanat nasıl ön plana çıkartılır? Bunu bir yandan sanata ve sanatçıya bir yandan topluma bir yandan da bu işin kültür ekonomisini yürüten insanlara hatırlatmak ve rotasını çizmek ve bunu hayatın bir parçası haline getirmek. Onları aktifleştirmek ve onlara bu işin ehemmiyetini anlatıp biraz daha böyle andırmak. Dünyada kültür başkentleri var ve bu önemli mekânlarda uluslararası sergiler, uluslararası sanat buluşmaları ve bienaller yapılıyor. Aslında bir anlamda herkesi buraya uyandırmaya, böyle bir potansiyel burada var diye yol açmaya çalışıyoruz. Bu yolu açtıkça başarmış olacağız. Kültür ve Turizm Bakanlığımız; tiyatro festivali, müzik festivali, sinema festivali yapıyor ama kent festivali başka bir segmenttir. Aynı anda bütün disiplinleri kapsar. İstanbul’un Avrupa kültür başkenti sürecinde böyle bir şey yaşanmıştı. İyi de olmuştu. Bunu da bu şekilde sürdürmüş oluyoruz.

“SİNEMANIN GELECEĞİ ÇOK İYİ”

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

Beyoğlu deyince akla ilk gelen sanat olgularından biri de sinemadır. Sinemanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Sinemanın geleceği çok iyi. Tabii burada bir açıklama yapmak lazım. Sinema deyince işi sinema salonlarında izlenen sinemaya indirgemek çok da doğru olmaz. Çünkü artık diziler, dijital platformlarda yayınlananlar, yeni mecralar var. Bunların her biri aslında endüstriyel sektörün değişik varyasyonları. Onlara sadece “sinema üzerinden baktığınızda kötü, diğer açıdan baktığınızda iyi” demek doğru ve sağlıklı olmaz. Sonuçta şöyle tarif edelim: Somut olmayan bir şey varsa anlatmanın yolu ve yöntemi yazmaktır. Bunu kitap olarak bastığınızda tamam ama bu dijital olduğunda kitap olmuyor mu? Oluyor. Önemli olan yazının aktarılması. Dolayısıyla sinema içinde edebiyatın, şiirin, tiyatronun, operanın ve sahnenin var olduğu ama kayda alınıp milyarlara ulaşılan bir araç. Sinema neden burada oldu? Çünkü diğerleri de buradaydı. Bunlar birbirlerinin tamamlayıcısı, mütemmimi. Bütün bunlardan sinema çıktı. Yeşilçam burada Beyoğlu’nda oldu. Sinemanın geleceği iyi ve daha iyi olacak. Salonlar da yeni beklentilere, yeni teknolojilere açık olacak. Şimdiden konuşulan şeylerin içinde sunum teknikleri açısından daha kuşatıcı daha insanı işin içerisine çeken denemeler var. Kendi mecrasını bulacaktır. Bir de şu var; insanlar evlerinde karnını doyuruyor ama zaman zaman dışarı çıkmak da istiyor. Sinema hiçbir zaman mecrasını kaybetmeyecektir, şekil değiştirecektir. İnsanlar yeni aşkların peşinden gidip televizyon da izleyecektir ama hiçbir zaman işin tadını sinemada bulduğu gibi bulamayacaktır. Radyo bir ara yok gibiydi sonra yine hayatımıza girdi. Bunun gibi…

Birkaç yıl sonra gişe rakamlarının pandemi dönemi öncesine döneceğini düşünüyorum. Dijital platformlar da sinema da o dönemden itibaren birbirini desteklemeye başlayacaktır. ‘Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’ni çeşitli illere taşıdınız. Hedef nedir?
Hedef, kültürümüzü değerleriyle şehirlere, topluma tanıtmak.

“BİZZAT BEYOĞLU ÜZERİNDEN ÇOK ANLATIYORUZ”

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

Hedeften söz ettiğim ‘Kültür Yolu Festivali’ni kaç şehrimize yaymayı düşündüğünüz, planladığınız…
Biz bizzat Beyoğlu üzerinden çok anlatıyoruz. Herkes neler olduğunu merak ediyor. Nasıl yapıldığını takip ediyorlar. Takip edip kendilerine de taktik etmeye başlayacaklar. Biz aslında buradan bir rol modellik yapıyoruz. Belediyecilik de buradaydı. Burada denediğimiz her şeyin Anadolu’da hep yapıldığını, denendiğini gördük. Dolayısıyla burası aynı zamanda bir vitrin. Beyoğlu, Beyoğlu ile sınırlı değil. Ben hatırlıyorum da belediyedeyken yaptığımız katener aydınlatma sistemi Anadolu’da birçok yere ilham oldu. Dış mekânlarda kafelere verdiğimiz dizayn bile bütün Anadolu’da aynı olabiliyor. Beyoğlu’nun şöyle bir misyonu var; Beyoğlu, entelektüel aklın üretildiği ve numunelerin yapıldığı bir yer. Sanat dediğimiz şey eğlence değil. Evet, eğlence ama sanat dediğimiz şey yeni bir tasarım. Bu şehirde yeni bir obje, bir binanın cephesi veya bir mutfak… Her türlü yenilik, bir sanat. Burada tatbik etme imkânı var. Çünkü yerli var, yabancı var. Herkes burada, dolayısıyla burası büyük bir pazar gibi. Burada koyduğunuz her yenilik burada kalmıyor. Buradan dünyaya gidiyor. Beyoğlu’nun bir ilçe sınırı olarak sınırları bellidir ama duygusal sınırları sınırsızdır. Sadece ilçeye dayalı bir etkinlik değil, burası metaforik olarak Beyoğlu kimliğinin, kendine münhasır bu alanın öğreticiliğidir, anlatıcılığıdır. Bunun için Beyoğlu hep önemli hep önemliydi ve hep de önemli olacak.

“ORALARDA SANAT VAR, EL EMEĞİ VAR”

Fotoğraf: DHA

Fotoğraf: DHA

İstanbul’a 1990’da geldim. Yarıyıl tatili için Mersin’e gittiğimde arkadaşlarımın sorduğu ilk soru, “Beyoğlu’na gittin mi, kaç kez gittin?” olmuştu. Herkes İstanbul’a geldiği zaman önce Beyoğlu’na uğramak, İstiklal Caddesi’nde gezmek istiyor. Bu da Beyoğlu’nun büyüsü olsa gerek…
Bir de başka yönden bakalım. Burada gördüğünüz gibi binaların dış cephelerinin büyük bölümü el işçiliğiyle yapılmış. Yani bizatihi sanat. Hepsi sanat. Bir sanatçı emeğiyle yapılmış kocaman enstalasyonlar gibi görün. Dolayısıyla ilgisi, algısı, ruhu başka. O ruhu buraya gelen insan hissediyor. Burası güçlü bir sanat, sergi alanı. “Açık hava müzesi şehirler” diyoruz ya, burası da öyle bir yer. Diyarbakır da öyle bir yer. Şöyle bir izahta bulunalım; Endüstri Devrimi gerçekleştirildikten sonra küçük bir desen, güzel bir tasarım milyarlarca üretilip dünyanın her yerine yayılıyor. Bu hem iyi hem kötü. İyi… Çünkü bu bir refah taşıyor. Kötü… Çünkü bir sanat, bir süsleme dünyaya hâkim oluyor. Oysa her şehrin milyonlarca farklı sanatı ve güzelliği var. Onlar yok olmuş oluyor. Teknolojinin geliştiği bu dünyada neden arkeolojik kazılara ehemmiyet fazla? Çünkü arkeolojide bulunan her bir desen, her bir yaklaşım, hatta geçmişte var olan endemik bitkiler bile bugüne ilham oluyor. Yani insanoğlu bazen çok şeye hâkim oluyor ama bir şeyleri kaybediyor. Bu önemli diye düşünüyorum. Şunu demeye çalıştım; antik kentler, tarihi mekânlar her zaman yeni düşüncelere ilham olmaya devam edecektir. Ehemmiyeti hiçbir zaman azalmaz. Çünkü oralarda sanat var, el emeği var.

“ŞİMDİ İLHAM VERİCİ OLUYOR”

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

Şu anda Atlas Pasajı’ndayız. Yıllardır buraya gidip geliyorduk ama tavanın şu güzelliğinin farkında değildik.
İşte güzel bir restorasyon yapıp ilgi çektiğinizde bu sefer size ilham vermeye başlıyor. Eski gibi duran şey, şimdi ilham verici oluyor. Beyoğlu’ndaki dönüşümün sırrı, geçen yıllar içerisinde yapılan bütün bu emekler bir şekilde kendisini burada hissettiriyor ve biz de içini donatarak çok daha etkili bir hale getirmiş oluyoruz.

“İNSANLAR ORGANİK İŞLERİ SEVER”

İstanbul Sinema Müzesi. Fotoğraf: AA

İstanbul Sinema Müzesi. Fotoğraf: AA

Eski insanlar bu yapıları dikmişler, oya işçiliğinde işlemişler. Sanat adına ne kadar da sabır göstermişler. Bu tür yapılar, bende insanoğlunun zevkinin ne kadar sınırsız, sanat adına gösterdiği sabrın ise ne ölçüde büyük olduğunu idrak ettiriyor.
Tabii. İnsanlar neden İstiklâl Caddesi’nde mutlu? Çünkü burası binlerce insanın el işçiliğiyle yapılmış sanat abidesi. Burada bir ışıldama var, ayna gibi… İçine indiğinizde insan emeğini hissediyorsunuz. O, sizi çekiyor. Bu binaları peş peşe beton blok yapın. O zaman ne olur? Oradaki soğukluğu hissedersiniz. İnsan, organik bir varlık. Organik olan işleri sever. Suni işler onu bozar. İhtiyaç da var bazı şeylere ama onun dengesini kaçırmamak lazım.

Fotoğraflar:AA

Bir de şunu merak ediyorum; İstanbul yurt dışında yeterince tanınıyor ama bu özelliğinden yeterince  faydalanabiliyor muyuz? Örneğin yabancı film / dizi / reklam çekimleri anlamında İstanbul ve Beyoğlu’ndan yeterince faydalanabiliyor muyuz?
Türkiye şehirleşmeye, tarihi eserlerini ortaya çıkarmaya ne zaman başladı? Son 20 yılda başladı. Ondan öncesinde böyle ciddi bir hamle yok. Vakıfların yaptıklarını, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptıklarını görelim. Bunlar son yıllarda gelişti. Son yıllardaki bu hamlelerin karşılığını alıyor muyuz? Alıyoruz. Turist sayılarından belli. İstanbul’a gelen turistlerden belli. 20 sene evvel İstanbul’a 1 milyon turist ya gelirdi ya gelmezdi. Şimdi 15 milyon turist geliyor. Buralara insanlar akıyor. Neden akıyor? Bunu solumaya geliyorlar. Dolayısıyla film endüstrisi kendi ürettiği yapımları dünyaya satmaya başladı. Kendi setlerine para harcayıp yenilerini kurmaya başladı. Genişleme her alanda aynı anda paralel oluyor. Türkiye hep birlikte büyüyor. İHA’sına, SİHA’sına, arabasına, binalarına, yollarına, havaalanlarına kadar bunların hepsi birbirinden alakasız gibi duruyor ama öyle değil, çok alakalı. Çünkü hayatı sahaya yayıyor. Yaydıkça büyüyor, yaydıkça daha büyük ölçüde istifade ediyoruz. Onun için büyük bir iştiyakla, aşkla, vazgeçmeden sürekli pedal çevirmek lazım.

“HERKES İSTANBUL’U SEVER”

'007 James Bond serisinin 'Skyfall' filminin açılış sahneleri İstanbul'da çekildi.

‘007 James Bond serisinin ‘Skyfall’ filminin açılış sahneleri İstanbul’da çekildi.

‘Taxi’ serisinin başrol oyuncusu Samy Naceri, İstanbul’da film çekmek için hazırlık yapıyor. Kendisiyle röportaj yaptığımda “Neden İstanbul?” diye sordum. “Neden olmasın ki? Burası İstanbul” dedi.
Dünyada iki tür millet var. Birincisi; iyi millet. İkincisi de bencil millet. İyilerin iki vasfı var; mütevazı ve paylaşan. Bencillerin de bir vasfı var. Onlar sadece “Rabbena hep bana” deyip sadece kendini düşünüp kimseyi düşünmeyenler. Hani “İnsan acı duyuyorsa canlıdır” denir ya… İnsan, başkasının acısını duyuyorsa insandır. Böyle bir şey. Bizim milletimiz, Türk milleti, Anadolu insanı merhametlidir. Bölüşen, paylaşan, acı duyan, duygusal insanlardır. Dolayısıyla bu filmlerine de yansıyor. Türk filmleri hep mutlu sonla bitsin, evlilikle bitsin, aşkla bitsin istiyorlar. Çünkü toplum iyilik ister. Şunu istemez; biri birinin kafasını kesmiş, onu mahvetmiş, hayatını karartmış ama kendi kazanmış. Bu olmaz. Bizim kültürümüz bu duygudur. Bu duygu, bu enerji insanın içerisine sevgi olarak geliyor. Neden şimdi Hz. Mevlana aşktan, Yunus Emre sevgiden bizim ikonik şahsiyetlerimizdir? Çünkü biz onlarız. Çünkü biz sevgiden bunu anlıyoruz. Sevgi, aşk bir yaşamadır. İnsan toplumsal bir varlık. Büyük felsefeciler “İnsan, insanla yaşamak zorundadır” diyor. Bu mutlak ama burada bir incelik var; “İnsan, insanın dostu mu olacak? Yoksa insan, insanın kurdu mu olacak?” İnsan; insanın kurduysa, fitne, fesat varsa bölüşme, paylaşma yardımlaşma yoksa mutsuz olacaksın, gergin olacaksın. Yok eğer insan bir başkasına destek olacaksa, paylaşacaksa bunun adı sevgidir, aşktır. O halde insan böyle daha mutlu olur. Bizim toplumumuz sevgi toplumu, aşk toplumu, muhabbet toplumudur. Böyleyiz biz. Bizim kültürümüz bu. Bu kültürümüz bazen ete, kemiğe bürünürken şu mimariye, şu estetiğe olur, form değiştirebilir. Yani o manayı binalarda arıyoruz. Tamam ama o mananın kendisi aşktır ve sevgidir. Dolayısıyla İstanbul böyle bir yerdir ve herkes İstanbul’u sever. Niye sevmesin? Çünkü burası bütün kültürlerin kıtalar gibi buluştuğu ve kaynaştığı bir yer. Düşünün ki burada kilise ve cami var. Hiç kimse ona “Sen niye burada varsın? Bana gölge ettin” demiyor. Bizim insanımız da “Sen niye buradasın?” demiyor. Biz turizmde ne diyoruz? “Bizim en önemli gücümüz konukseverliğimiz” diyoruz. Bu öylesine bir cümle değil. Derin anlamlar taşıyor. Bu bizim karakterimiz. Toplumsal karakterimiz. Bölüşmek, paylaşmak ve sevgi…

“DÜNYANIN İYİLERİ BİRLİK OLMALI”

Bazen İstanbul’un bir bölgesine uzaktan bakıp “Acaba 100 yıl sonra buralar nasıl görünecek?” diyorum. 100 yıl sonra buralarda yaşayacak insanları kıskandığımı fark ettim. Sizde de oluyor mu? “100 yıl sonra Beyoğlu nasıl görünecektir?” diye zihninizde canlandırıyor musunuz?
Geçmişe baktığımızda 8.500 yıllık tarihi olan bir yer için 100 yıl ne ki? Ben bunun son 20 yılında varım. 100 yıl sonra daha iyi olur ama dünyanın fitnecisi, fesatçısı, harp isteyeni, mutsuzluk isteyenleri çoğalırsa dünyaya neler yaşatırlar? Onun için dünyanın iyileri birlik olmalı ve kötülerine fırsat vermemeli.

“İNSANA ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞI VARDIR”

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

İyilerle kötüler arasındaki savaşları zaman zaman kötüler kazanıyormuş gibi görünse de mutlak zafer her zaman iyilerindir. Çünkü insanlık devam ettiği sürece iyilik kazanıyor demektir.
Ben de iyiliğin her zaman kazandığını düşünüyorum. Bu dünyada hiçbir şey karşılıksız kalmaz. Kur’an-ı Kerim’de öyle bir ayet var; “İnsana ancak ve ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Bir de atasözümüz var; “ne ektiysen onu biçersin.” Bu dünyada da toplumsal hayatta da böyledir. Yaptıklarınızın karşılığını iyilik ya da acı olarak mutlaka yaşarsınız.

“BURANIN PARÇASI OLDUK”

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

Gezimiz boyunca da gördüm ki size selam veriyorlar halinizi – hatırınızı soruyorlar. Demek ki vakti zamanında ektiğinizi şu anda biçiyorsunuz.
Tabii, biz buranın insanıyız. Burada yaşadık. Buraya hizmet etmeye çalıştık. Buranın bir parçası olduk. Buranın bir parçası olmaktan vazgeçmedik. Buradan tasımızı tarağımızı toplayıp da gitmedik, gidemezdik de. Bir şekilde hayatımız, işlerimiz, ilişkilerimiz devam ediyor. Burayı seviyoruz.

“BUNLAR DA TOPLUMUN TALEPLERİYDİ”

Beyoğlu üzerine mutlaka belediye başkanlığınız döneminde de şimdi de çok büyük hedefleriniz ve projeleriniz vardı / vardır. Onlar nelerdir?
Bu yapılanların tamamı hedeflenmişti. Sayın Cumhurbaşkanımızın hedefleri bizim de hedefimizdi. Zaten biliyorsunuz kendisi de Kasımpaşalı. Kasımpaşa’da siyaset yapıp da bu hayalleri kurmayan yoktur. Kasımpaşalı olan herkesin denize inme hayali vardır. Tophane’deki, Cihangir’deki herkesin sahada, aşağıda, o sahillere ulaşmak gibi bir hayali hep vardır. Öyle çözümler oldu ki hem yatırım geldi hem istihdam oluştu. Hem sahiller herkese açıldı hem şehirle bütünleşti. Bunların hepsi oldu ve hepsi belli bir matematik içerisinde hiçbir değer ortadan yok edilmeden yapıldı. Daha ne olsun? İşte bütün bunlar makro projelerdi. AKM yenilendi. Taksim’e cami yapıldı. Bunlar da toplumun talepleriydi. 

“AÇIK ALANLARDA YAPILAN ETKİNLİKLER ÇOK ÖNEMLİ”

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

AKM’nin yeniden açılmasını kültür – sanat devrimi olarak görüyorum. Öğrenciyken AKM’ye çok giderdim. Bir dönem etkinlikler çok ucuzdu hatta bir dönem öğrencilere ücretsizdi. AKM’de izlediğim tiyatronun, operanın ve filmlerin haddi hesabı yoktur. Siz şu an AKM’deki sanatsal etkinliklerin gördüğü ilgiden memnun musunuz?
Çok memnunum. İnsanlar bunu kabullendi. Bizim insanımız sanata, sanatçıya ilgilidir, severler. Açık alanlarda yapılan etkinlikler çok önemli. Bütün dünyada şöyle bir trend var; toplum için hayatı planlamak ve sürekli bir etkinlikte insanları toplayabilmek kolay olamayabiliyor. Ama meydanlarda yapılan etkinlikler daha hızlı daha aktif bir şekilde insanları toplayabiliyor. Onun bir fırsat olduğunu düşünüyorum. İnsanları toplumda, meydanlarda sanatla birlikte toplamak, hayatı bölüştürmek, paylaştırmak, bu da bir tecrübe. Nasıl camide toplanıp bir safa diziliyorsak oraya toplanmak da kıymetli bir şey. Medenice toplanabilmek, medenice bir arada olabilmek, toplumsal yaşamda bütün gençlere, insanlara kazandırmamız gereken bir haslet. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın sokaklarda, caddelerde sanat yapıp topluma böyle bir motivasyon sağlamanın kıymetli olduğunu düşünüyorum.




Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort şişli escort ataşehir escort şişli escort sex hikaye bursa escort betvino beylikdüzü escort