Petrol krizine şarkılı gönderme | Kültür-Sanat Haberleri

Eurovision’da Türkiye’nin tarihi

‘Aydınlıkevler’ adlı tiyatro oyununu seyrederken girdiğim zaman tünelindeki ilk durak, oyunun açılış sahnesinin tıpatıp aynısı olan evimizin salonuydu.
Oyunda nasıl ki ‘Ayhan’, büyük bir heyecanla Türkiye’nin ilk kez 1975’te katıldığı Eurovision Şarkı Yarışması‘nda ‘Seninle Bir Dakika’yı seslendirecek olan Semiha Yankı‘nın sahneye çıkmasını heyecanla bekliyordu ben de küçük bir çocuk olduğum o yıllarda aynı duyguları paylaşıyordum.

Aydınlıkevler

Aydınlıkevler

Oyunun konusunun geçtiği yer Ankara’nın Aydınlıkevler ilçesiydi.
‘Ayhan’, babaannesi ‘Zühre’ ile birlikte yaşıyordu.
Babaannem, babam, annem, ağabeyim ve kız kardeşimle birlikte yaşadığım evimizin konumu ise Mersin’in Kiremithane Mahallesiydi.

Kız kardeşim, henüz çok küçük olduğu için yan odada ahşap beşiğinde uyurken bizler, babamın birkaç ay önce satın aldığı siyah beyaz televizyonun karşısına geçmiş çitlembik çıtırdatarak 17 yaşındaki Semiha Yankı’nın sahne sırasının gelmesini bekliyorduk.
Babaannemin ettiği dualardan, yarışmada yer almanın ulusal bir değer taşıdığını, milli gurur olduğu bilgisini pekiştirmiştim.

Eurovison Şarkı Yarışması’ndaki ilk deneyimimiz ‘Seninle Bir Dakika’nın sonuncu olmasıyla hüsranla sonuçlanırken “Bu daha ilk, önemli olan katılmak. Bundan sonraki yıllarda başarılı olacağız” şeklindeki züğürt tesellisi eşliğinde yataklarımıza çekildik.

Semiha Yankı

Semiha Yankı

Sonraki birkaç gün içinde mahalle sakinlerinin sohbetlerinden anladığım kadarıyla Avrupa, Türkiye’yi hiçbir şekilde içinde istemiyordu. Üstelik 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan dolayı Avrupa ülkeleri için Türkiye iyiden iyiye istenmeyen bir ülkeydi. Sonuncu olmayı hak etmeyen şarkımız politik düşüncelere kurban edilmişti.

SEMİHA YANKI NASIL SEÇİLDİ?
Türkiye elemesine 105 şarkıcı katıldı. Ön jüri, bu sayıyı 17’ye indirdi. Yine ön jürinin elemesi ve bazı şarkıcıların yarışmadan çekilmesiyle halk oylamasının geçerli olacağı finale 8 şarkıcı kaldı.

Aynı puanda olan Semiha Yankı ile Cici Kızlar için kura çekilmesine karar verildi. Birinin boş olduğu iki zarf Yankı’ya ve Cici Kızlar’ın en küçüğü olan Bilgen Bengü’ye verildi. İçi dolu olan zarfı seçen Semiha Yankı, Türkiye elemesinde birinciliği elde etti.

Eurovison Şarkı Yarışması, olimpiyatlar haricinde ulus olarak ortak duygularımızı yücelttiğimiz yegâne uluslararası organizasyondu. Zira kulüp bazındaki futbol takımlarımız Avrupa kupalarında başarılı olamıyordu. Keza futbol milli takımımız da iki büyük uluslararası organizasyonun sadece birine katılabilmişti.

Milli futbol takımımız, ilk kez 1950’deki dünya kupası finallerine katılma hakkı kazanmıştı. Ne var ki finansal sorunlar nedeniyle finallere katılamamıştık. 1954’te İsviçre’de düzenlenen dünya kupasına katılmak için İspanya ile iki maç yaptık. İlk maçı 4 – 1 kaybettik. İstanbul Mithatpaşa Stadyumu’ndaki rövanş maçını Burhan’ın attığı golle 1 – 0 kazandık. Gol averajının geçerli olmadığı o yıllarda finale katılacak takım, tarafsız sahada oynanacak olan üçüncü maçla belirlenecekti.

İtalya’nın başkenti Roma’da oynanan maç 2 – 2 sona erince prosedür gereği finallere katılma biletini İspanya’nın mı yoksa Türkiye’nin mi alacağı kura atışıyla belirlendi. Tribünden rastgele bir çocuk sahaya davet edildi. Franco Bianco adlı İtalyan çocuğun gerçekleştirdiği kura sonucu Türk milli futbol takımı, tarihinde ilk kez dünya kupasına katıldı.
Avrupa kupası finallerinde ise o tarihe kadar hiç yer almamıştık. (İlk katılım 1996)

Hal böyle olunca Eurovison Şarkı Yarışması, “Ey dünya ahalisi. Biz de varız” diyebileceğimiz uluslararası bir organizasyondu. Hem de katılması pek zor değildi.
TRT’nin belirlediği ön jüri, düzenlenen ulusal yarışmada birinci seçtiği şarkıcıyı Eurovison Şarkı Yarışması’na gönderiyordu. Orada yapılan ön elemeden sonra finale kalınıyordu.

‘Seninle Bir Dakika’nın sonuncu olmasıyla bir sonraki yıl, “Zaten adamlar bizi sevmiyor, gidip de yine sonuncu mu dönelim?” düşüncesiyle Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen Eurovison Şarkı Yarışması’na katılmama kararı aldık. Keza aynı şekilde 1978’de de öyle.

1978’de “Haydi bakalım sil baştan” diyerek yeniden katılma kararı aldık. Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen yarışmada Türkiye’yi Nilüfer & Grup Nazar, ‘Sevince’ ile temsil etti.
Sondan üçüncü olsak da aldığımız iki puan, Eurovision Şarkı Yarışması’ndaki ilk başarımız olarak tüm ulusa umut aşıladı.

‘Sevince’nin aldığı iki puanın hevesiyle 1979’a gelindiğinde ön jüri, “Yarışmaya Türkiye’de yaşayan bir Avrupalıyı gönderirsek başarılı olma şansımız artar” düşüncesinin de etkisiyle İtalyan asıllı İzmirli levanten Maria Rita Epik’in ‘Seviyorum’ şarkısını seçti.
Ne var ki ortada büyük bir sorun vardı.
Yarışma Kudüs’te düzenlenecekti ve Arap ülkeleri İslâmiyet’in kutsal şehirlerinden birinde bir şarkı yarışması organize edilmesine şiddetle karşı çıktı.
Türkiye, 1973’ten sonra bütün dünyada yaşanan ikinci petrol krizinde akaryakıt yokluğu içinde kıvranıyordu. Türkiye, yarışmaya katılarak Arap ülkeleriyle iyiden iyiye bir petrol krizi yaşamamak için yarışmaya katılmaktan vazgeçti.

Az önce sözünü ettiğim petrol krizi, 1980’de Türkiye’nin Eurovison Şarkı Yarışması’na katılacağı şarkıyı belirlemesinde başrolü oynadı.
Madem dünyada petrole karşı bir açlık vardı, neden bu durum bir şarkıya yansımasındı.
Şanar Yurdatapan sözlerini yazdı, Atilla Özdemiroğlu besteledi.
Ajda Pekkan da seslendirdi.
‘Petrol’…

Tüm dünyanın en önemli sorunu haline gelen petrolle ilgili bir şarkının Eurovison Şarkı Yarışması’nda şansının yüksek olacağı düşüncesiyle Ajda Pekkan, Hollanda’nın Lahey kentindeki Nederlands Congresgebouw’da sahneye çıkıp şarkıyı seslendirdi.

Ne var ki hayaller başka gerçek başkaydı.
O güne kadar katıldığımız iki yarışmadan toplam 5 puan almıştık, ‘Petrol’ ise 23 puan aldı. Şarkı, öncekilere göre oldukça iyi puan almıştı ama sondan beşinci olmasıyla tüm ulusa hayal kırıklığı yaşattı.
‘Petrol’ ile yaşanan hayal kırıklığının aslında hiçbir şey olmadığını görmemiz için 1983’ü beklememiz gerekiyordu. ‘Petrol’ün yarattığı hayal kırıklığı, 1983’te yaşanacak hayal kırıklığının yanında hiçbir şeydi.

1981 ve 1982’de yine son sıralarda yer alınca 1983’te rota Avrupalılar’ın bildiği bir tema üzerine çevrildi. Eurovision Şarkı Yarışması’na ‘Opera’ adlı şarkısıyla Çetin Alp gönderildi. Ne var ki Türkiye’deki hesap Almanya’nın Münih kentinde düzenlenen yarışmaya uymadı. Tek bir puan bile alamayan ‘Opera’, milli duygularımızı yerle yeksan etti. Yaşanan moral bozukluğunun hıncını şarkıdan çıkardık.
‘Opera’, Türkiye’yi temsil eden bir şarkı değildi. Şarkıyı seçenler kelimenin tam anlamıyla topa tutuldu. Dönemin gazete haberlerinde yer alan “Adamlar haklı. Bu şarkıyla, bize puan verilmesini mi bekliyorduk?” şeklindeki yorumlarla Eurovison Şarkı Yarışması’nda ilk kez “Avrupalılar, bizi sevmiyor, o yüzden puan vermiyorlar” çuvaldızını cebimizde tutup “Bu kadar kötü bir şarkı, hangi akla hizmet yarışmaya gönderildi?” iğnesini kendimize batırdık.

Yıl 1986…
Yörüngesini insan ömrü içerisinde tamamlayan ve çıplak gözle görülen tek kuyruklu yıldız olan Halley, 1910’dan sonra 1986’da yeniden Güneş sistemine girdi.
Halley, küresel olarak öyle ilgi çekici bir hal aldı ki birçok ülkede o yıl doğan çocuklara adı verildi. Çeşitli markaların yeni ürünlerine, mağazalara da adı verilen Halley’in popülerliğinden faydalanmanın tam zamanıydı.

Halley kuyruklu yıldızı 2061'de tekrar Güneş sistemine girecek.

Halley kuyruklu yıldızı 2061’de tekrar Güneş sistemine girecek.

Eurovison Şarkı Yarışması için İlhan İrem‘in sözlerini yazdığı, Melih Kibar‘ın bestesini yaptığı ‘Halley’i Klips ve Onlar seslendirdi.
Halley kuyruklu yıldızı üzerine yapılan hesaplar tuttu.
Norveç’in Bergen kentinde düzenlenen yarışmada ‘Halley’, Türkiye’nin o yıla kadar olan Eurovision Şarkı Yarışması macerasında en yüksek puanı kazanarak en iyi sıralamada yer aldı.
53 puanla 9’uncu sırada yer alarak makus talihimizi yenip ilk 10’a girme başarısını gösterdik.

Kilps ve Onlar; Candan Erçetin, Sevingül Bahadır, Derya bozkurt, Emre Tukur ve Gür Akad'dan oluşuyordu.

Kilps ve Onlar; Candan Erçetin, Sevingül Bahadır, Derya bozkurt, Emre Tukur ve Gür Akad’dan oluşuyordu.

‘Halley’ ile elde edilen başarıyla tam da işlerin yoluna girdiğini düşünüyorduk…
1987’de Belçika’nın Brüksel şehrinde organize edilen Eurovision Şarkı Yarışması’nda yine büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Seyyal Taner ile Grup Lokomotif’in ‘Şarkım Sevgi Üstüne’ adlı şarkısı da ‘Opera’ gibi tek bir puan bile alamayıp sonuncu oldu. İkinci kez sıfır çekmenin hüznüyle baş başa kaldık.

Seyyal Taner ile Grup Lokomotif.

Seyyal Taner ile Grup Lokomotif.

Şebnem Paker, organizasyon için beslediğimiz duygulara yeni umutlar aşıladı. Paker, 1996’da Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yarışmada ‘Beşinci Mevsim’ ile 57 puan alıp 12’nci oldu. Paker, bir yıl sonra ikinci kez katıldığı yarışmada sahneye Grup Etnik ile çıktı. ‘Dinle’ ile 3’üncü olunması kamuoyunda “Avrupalılar bizi sevmiyor” yargısının az biraz kırılmasını sağladı.

Şebnem Paker’in başarısı, aynı zamanda Eurovison Şarkı Yarışması’ndaki beklentimizin yükselmesini sağlayarak ortaya “Neden birinci olmayalım?” düşüncesini çıkardı.

Şebnem Paker.

Şebnem Paker.

Türkiye, Eurovision Şarkı Yarışması’nda birinciliği hedef olarak belirledikten sonra bunun nasıl başarılacağı yönünde fikirler ortaya atıldı.
O fikirlerden biri yarışmaya katılacak şarkının İngilizce olmasıydı. Bu fikre karşı olanların çıkış noktası şuydu; “Şebnem Paker’in üçüncülüğü İngilizce değil, Türkçe şarkıyla elde edildi. Ayrıca popüler müziğimizi neden ana dilimizde temsil etmiyoruz?”

Şarkının İngilizce mi yoksa Türkçe olarak mı icra edilmesi tartışmalarının süregeldiği yıllarda alınan orta dereceli puanlar Eurovision Şarkı Yarışması’nı Türkiye için sıradanlaştırınca TRT, yeni bir atılım yapma kararı aldı.

TRT, Letonya’nın başkenti Riga’da düzenlenecek 48’inci Eurovison Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil edecek şarkıyı Sertab Erener‘e sipariş etti.
Sertab Erener, şarkının İngilizce olması gerektiğini savunarak o dönemdeki sevgilisi Demir Demirkan ile ‘Everyway That I Can’in sözlerini yazdı. Demirkan, aynı zamanda şarkının bestesini de yaptı.

Şarkının İngilizce olması, geçmiş yıllarda “Türkçe mi yoksa İngilizce mi?” olsun tartışmasını yeniden alevlendirdi. Öyle ki tartışmaya Türk Dil Kurumu da dâhil oldu.
Türk Dil Kurumu, şarkının İngilizce olmasına tepki göstererek şu açıklamayı yaptı: Eurovision’a her ülke genellikle anadiliyle yazılmış şarkılarla katılmaktadır. Ülkemizin ve kültürümüzün tanıtımı açısından önemli bir yarışma olan Eurovision’a daha önceki yıllarda olduğu gibi Türkçe yazılmış sözlerle katılmamız kadar doğal bir şey olamaz.

AKP Samsun Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı üyesi, sonraki yıllarda Gençlik ve Spor Bakanı olarak görev yapacak olan Suat Kılıç da şarkının İngilizce olmasına “Türkiye’nin bu yarışmada İngilizce bir şarkı ile temsil edileceği iddiası doğru mudur? Doğru ise neden Türkçe yerine İngilizce tercih edilmektedir? Türk kültürünün İngilizce bir şarkı ile daha iyi temsil edileceği mi düşünülmektedir?” sözleriyle tepki göstererek konuyu TBMM’nin gündemine taşıdı. Kılıç, yarışmaya katılan diğer ülkelerin ana dilleriyle katılıp katılmadığını, Türkiye’yi temsil edecek şarkının İngilizce sözleri ve çevirisi, yarışmaya ayrılan ödenek de dâhil olmak üzere meclise bir soru önergesi sundu.

Suat Kılıç’ın soru önergesini dönemin Devlet Bakanı Beşir Atalay adına TRT Genel Müdürvekili Haluk Buran şöyle yanıtladı: Eurovision Şarkı Yarışması bir pop müzik yarışmasıdır. Uluslararası pop müzik yarışmalarında en önemli unsur ülkelerin kültürlerinin sergilenmesi değil iyi bir performans sergilenerek birinci olmak ya da ilk üç sırada yer almaktır.

‘Everyway That I Can’ üzerine yaşanan tartışma sadece dilinin İngilizce olması değildi.
Şarkı için çekilen klip de büyük tepki çekti.
Şarkıyı Sertab Erener’e sipariş eden TRT, lezbiyen ilişkiyi ve uyuşturucu kullanımını çağrıştıran sahneler içerdiğini belirterek klibin olduğu şekliyle yayınlanamayacağını açıkladı. Söz konusu sahneler klipten çıkarılırken Sertab Erener, eleştirilerin haksız olduğunu, konunun büyütülmemesi gerektiğini ve herkesten destek beklediğini belirterek “Ben iyi bir şey yaptığıma inanıyorum. Neden bu kadar karşı çıkılıyor anlamıyorum. Türk kültüründe hamam zaten var. İngilizce şarkı ve bu hamamlı klip bence çok iyi. Herkes bana destek vermeli. Kendi bindiğimiz dalı kesmeyelim. Bir şarkı gündemi böylesine meşgul edebilir mi? Bu kadar büyütülecek ne var anlamıyorum. Eleştiriler çok haksız. Halbuki insanların köstek olacağına destek vermelerini beklerdim. Türkiye’nin adını duyurmaya çalışacağım. En iyi şekilde temsil etmek için de var gücümle çalışıyorum” dedi.

Bu tartışmaların ardından Sertap Erener, Riga’daki Skonto Spor Salonu’nda sahneye çıkarak ‘Everyway That I Can’i seslendirdi.
Belki de o güne kadar ulus olarak en soluksuz şekilde izlediğimiz Eurovision Şarkı Yarışması’nda icraların sona ermesiyle “Normal şartlar altında birincilik bizim” düşüncesine kapıldık. Türkiye hakkındaki ön yargıların devreye girmesi ve birbirine sempati duyan ülkelerin karşılıklı yüksek puanlar vermesi gibi anormal şartları ise zihinlerimizden uzak tutmaya çalışıyorduk.

Sıra oylamaya gelince başlardan itibaren Türkiye’nin iyi bir puan alacağı anlaşıldı, hatta ilk 3’e gireceğimize kesin gözüyle bakıldı. Oylamanın sonlarına doğru resmen bir heyecan fırtınası yaşandı. Son oyu verecek olan ülke Slovenya oylarını açıklamadan önce Belçika; 162 puanla ilk, Türkiye; 157 puanla ikinci ve Rusya 152 puanla üçüncü sıradaydı. Slovenya; Belçika’ya 3, Türkiye’ye 10 puan verince ‘Everyway That I Can’ birinciliği kazandı.

Türkiye’nin birinciliği kazanması doğal olarak ülke genelinde büyük bir sevinç yaratırken “Avrupalılar bizi sevmiyor” yargısı sorgulanmaya başladı. Yarışmada başarıya ulaşmadaki doğru yolun İngilizce şarkı olduğu yönündeki fikri savunanlar zafer nidaları atarken karşı görüştekilerin tezi oldukça sivriydi.
Türkiye’nin kendi ana dilinden farklı bir dille temsil edilerek Türkçe’nin es geçilmesinin Avrupalıların bir tuzağı olduğu, ‘Everyway That I Can’in o tuzak çerçevesinde özellikle birinci seçildiği yönünde tezler öne sürüldü.

TRT, 2004’te de Eurovision Şarkı Yarışması’na sipariş şarkıyla katılma geleneğini sürdürerek İstanbul’da düzenlenecek olan yarışma için Athena‘yı görevlendirdi.
Athena’nın yarışma için hazırladığı 3 şarkı halk oylamasına sunuldu. Athena, oyların % 79’unu alan ‘For Real’ ile 195 puanla Eurovision Şarkı Yarışması tarihimizin en yüksek puanını alsak da sıralamada dördüncü olabildik. Birinciliği ise ‘Will Dances’ ile Ukraynalı Ruslana kazandı.

TRT, 2005’te sipariş şarkı yönteminden vazgeçerek eski sisteme dönme kararı aldı.
Aralık 2004’te yapılan ön elemede 136 şarkı arasından finalde yarışması için 7 şarkı belirlendi. 11 Şubat 2005’teki finalde Gülseren‘in seslendirdiği ‘Rimi Rimi Ley’, 17 jürinin 13’ü tarafından seçilerek birinci oldu.

O günlerde Eurovision Şarkı Yarışması üzerine yine polemikler yaşanmaya başladı. Başarıların alt yapısını sipariş şarkıların oluşturduğunu savunanlar, eski sisteme dönüşü eleştirdi. Karşı fikirde olanlar ise Türkiye’nin temsil edildiği bir yarışmaya katılmanın herkesin hakkı olduğunu belirterek popüler olmayan şarkıcıların da kendilerini gösterebilecekleri eleme yöntemini savundu.

Bu tartışmaların süregeldiği günlerin birinde Beyoğlu’nda dolaşırken Fuat Saka ile karşılaştım. “Haydi bir çay içip sohbet edelim” diyerek bir kafeye oturduk. Oradan – buradan derken konu önce yarışmanın sistemine sonra da Sertab Erener’in birinciliğine geldi. Ben konuyu açınca Saka’nın yüzü bir anda değişti. “Ne oldu ağabey, yüzünüz neden düştü?” dedikçe Fuat Saka, “Boş ver” dedi. Ne yaptıysam da ağzından iki cümle alamadım.

Fuat Saka

Fuat Saka

Fuat Saka’nın tavrı beni ziyadesiyle meraklandırmıştı. Ertesi gün ortak bir arkadaşımızı arayıp Fuat Saka’nın Eurovision Şarkı Yarışması veya Sertab Erener ile derdinin ne olduğunu sordum. Aldığım cevap şuydu; “Yarışmayla da Sertab ile de bir derdi yok. ‘Everyway That I Can’, Fuat Saka’nın bir şarkısının müziğinin girişiyle aynıymış ama hangi şarkı olduğunu bilmiyorum, söylemedi.”

Fuat Saka’yı arayıp hangi şarkısının müziğinin ‘Everyway That I Can’ ile benzediğini sordum ama aldığım cevap, “Boşuna uğraşma. Zamanında beni haksız yere ülkeden sürdüler. Şimdi çıkıp bu konuda konuşursam yine üzerime çullanırlar”dı.

‘Everyway That I Can’in müziğinin hangi şarkının müziğiyle benzediğini bulmak için İMÇ’ye gidip Fuat Saka’nın bütün albümlerini almak istedim. Ne var ki girdiğim her dükkânda “Bizde yok” cevabıyla karşılaştım. Artık umudumu iyiden iyiye kaybetmeye başlamıştım ki girdiğim son dükkânlardan birinin sahibi “Evde birkaç tane Fuat Saka kaseti var. Akşam bakayım, yarın yine gel” dedi.

Ertesi günü gittiğimde önüme 3 adet kaset sürüldü. Eve gidip kasetlerdeki şarkıları dinlemeye başladığımda ‘Everyway That I Can’in müziğinin hangi şarkının müziğiyle benzediğini buldum; ‘Dazlak’…

Fuat Saka’yı arayıp ‘Everyway That I Can’e benzeyen şarkının ‘Dazlak’ olduğunu, istese de istemese de haber yapacağımı, kendisinin bir açıklamada bulunup bulunmayacağını sordum. Saka, “madem şarkıyı buldun, madem haber yapacaksın yanlış – eksik bilgiler olmasın, buluşalım” dedi. Buluşup röportajı yaptık. Yasalara göre belli ölçüde alıntılar yapılabilirdi ama Eurovison Şarkı Yarışması’nda birincilik kazanan şarkımızın müziğinin 1992’de yapılan bir şarkının müziğine benzemesi içimi ziyadesiyle burkmuştu.

TRT,  2005’teki yarışmada Gülseren’in seslendirdiği ‘Rimi Rimi Ley’in aldığı puandan memnun kalmayarak yeniden sipariş şarkı yöntemine geçerek 2006 için Sibel Tüzün ile anlaştı. Gülseren ile Tüzün’ün şarkıları arasında sadece bir fark olmasına rağmen sipariş yönteminden vazgeçilmedi.

Daha popüler şarkıcılara sipariş edilen şarkılarla Eurovision Şarkı Yarışması’nda belli ölçülerde başarı sağlandı. Kenan Doğulu ve Hadise ile dördüncü, MaNga ile ikincilik elde etmeyi başardık. Yüksek Sadakat‘in finale yükselememesi yarışmanın tarihinde üçüncü büyük hüsranımız olurken bir yıl sonra Can Bonomo ile aradığımız teselliyi şarkısının yedinci olması nedeniyle bulamadık.

Hadise, 2009'da 'Düm Tek Tek' ile dördüncü oldu.

Hadise, 2009’da ‘Düm Tek Tek’ ile dördüncü oldu.

TRT, 2013’te kurallarda yapılan değişiklikler ve politik oylamaları sebep göstererek İsveç’in Malmö kentinde gerçekleştirilecek yarışmadan çekildiğini açıkladı.
Bu karar, ilk günlerde müzik sektörü tarafından eleştirildi ama bir süre sonra Eurovision Şarkı Yarışması gündemimizden çıktı.
2021’de dönemin TRT Genel Müdürü İbrahim Eren, Türkiye’nin yarışmaya katılımı konusunda çalışmalara başladıklarını duyursa da geri dönüş adına herhangi bir gelişme henüz yaşanmadı.




Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort betturkey avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort güzel mesajlar şişli escort ataşehir escort porno bakırköy escort