Türkiye için bir ilk olurdu

‘Okul Tıraşı’, ilk filmi ‘Cennetten Kovulmak’ ile Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ve ‘Jüri Özel Ödülü’ dalında kazandığı Altın Portakal’ın yanı sıra diğer festivallerden de birçok ödül kazanan Ferit Karahan’ın yönetmenliğini üstlendiği ikinci uzun metraj filmi.

Henüz yapım aşamasında Eurimages, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Romanya CNC’den yapım desteği alan film, aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan araştırma geliştirme desteği ve Antalya Film Forum’dan Pitching Ödülü de almaya hak kazandı.
‘Okul Tıraşı’, Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali / Eastern Promises Industry Days Works in Progress yarışmasında ise First Cut+ Özel Ödülü’nü kazandı. Yapımcılığını Kanat Doğramacı’nın üstlendiği filmin çekimleri, 2019’un ilk aylarında Van’ın Bahçesaray ilçesinde gerçekleşti.

Senaryosunu Gülistan Acet ile birlikte yazan Ferit Karahan’ın yönettiği ‘Okul Tıraşı’nda başrolleri Ekin Koç, Mahir İpek, Cansu Fırıncı, Melih Selçuk ve Samet Yıldız paylaştı. Karahan’ın çocukluk günlerinden kesitlerin yer aldığı film, baskı ve disiplinin yoğun olduğu bir yatılı okulda hastalanan arkadaşını doktora götürmeye çalışırken okulun bürokrasisini, idarenin vurdumduymazlığını ve zor coğrafi koşulları aşmak zorunda olan ‘Yusuf’un hikâyesini anlatıyor.

‘Okul Tıraşı’nın gösterimi önce pandemi nedeniyle sonra da gördüğü ilgi üzerine sinema salonlarının çoğunun ‘Bergen’e ayrılmasından dolayı iki kez ertelenmişti. Yaklaşık iki yıllık bir gecikmeyle izleyiciyle dün buluşan filmin yönetmeni ve ortak senaristi Ferit Karahan, Habertürk’e verdiği röportajda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Ferit Karahan, Türkiye ve yurt dışında birçok ödül kazanmasından dolayı bir hayli mutlu, heyecanlı ve gururlu. İçinde ukde olarak kalan unsur ise filminin 2022’de Türkiye’nin Oscar adayı olarak seçilmemesi. Karahan, bu konuda şunları söyleyerek üzüntüsünü ve kırgınlığını dile getirdi: Kuruldaki bir sinema eleştirmeni benim etnik kökenimi hedef göstererek “Bu film ve yönetmen benim için gri bölgede” demiş. En çok kırıldığım şey bu oldu. Benim kürtlüğümü kastederek “Bu adam ve film gri bölgede” demiş.

Ferit Karahan, Mehmet Çalışkan'ın sorularını cevapladı.

Ferit Karahan, Mehmet Çalışkan’ın sorularını cevapladı.

‘Okul Tıraşı’nın gösterime girmesi adına bu kadar bekleyişin sonunda ne hissediyorsunuz?
İyi hissediyorum. Ramazan ayında girmek istemedik hem de o dönem ‘Bergen’ iyi gişe yapıyordu. Biraz da bizim girdiğimiz dönemde rakip Türk filmi olmasını istemedik. ‘Bergen’in gişe yapması çok iyi, filmin yönetmenleri arkadaşlarım. Onlar yaptığı için de övünüyorum. Biz o arada boş durmadık tabii… Film bütün dünyada gösterime giriyor. Bu ay Arjantin’de ve Fransa’da izleyicilerle buluştu. Geçen ay da Portekiz ve Meksika’da… Dünya’nın farklı yerlerinde vizyona çıkardık, çıkaracağız.

O kadar beklemişken neden Türkiye’de yeni sinema mevsimini beklemediniz? Zira yaz ayları gişe açısından riskli değil mi?
Biz ‘Okul Tıraşı’ ile çok uzun süredir birlikteyiz. Benim için film vizyona girdikten sonra yavaş yavaş bitiyor. O yüzden yeni bir film yapmak için de bence bu sayfayı kapatıp ‘Okul Tıraşı’nın kendi yoluna bizim de kendi yolumuza gitmemiz gerekiyor. Pandemiden sonra film gösterimileri çok yoğunlaştı, yer bulmak da biraz sıkıntılı. Biraz acele ediyoruz. Çünkü film daha eskimeden, henüz insanlarda o heyecan varken bir an önce filmi insanlarla buluşturmak istiyoruz.

Bu kadar beklemekten dolayı filmle aranıza mesafe girdi mi?
Hayır, mesafe girmesi için hiç bırakmıyorlar. Film dünyada da vizyonda olduğu için çok fazla röportaj yapıyoruz. 150’ye yakın festival var. Film neredeyse bütün dünyaya satıldı ve bütün festivallerde vizyonda. Bu nedenle sıcaklığını koruyor.

‘Okul Tıraşı’ Türkiye’de 3 Altın Portakal ödülü kazandı. Keza yurt dışında birçok festivalden de öyle. Festivallere devam edecek misiniz?
Halihazırda gönderdiklerimiz var. Ondan sonra artık göndermeyeceğiz. Belki Almanya’da küçük bir festival olur, davet ederler, gitmek isteriz, o zaman gidebiliriz ama daha fazla festivale gitmeyecek. En son Cannes Film Festivali’nde gösterdik. Orada 3 – 5 seans gösterdiler. “Orayla bitirelim” dedik, yani Berlin Film Festivali’nde başlayıp Cannes Film Festivali’nde bitirmiş olduk. Zaten bizim için festival süreci çok iyi gitti. Film gittiği festivallerin çoğundan da ödül aldı. Hem bir sonrakini yapmak için bana da bir umut verdi, daha da işimi kolaylaştırdı o yüzden festival meselesini yavaş yavaş bitireceğiz.

Ferit Karahan, Antalya Film Festivali'nde ödülünü Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un elinden aldı. Karahan, sahneye kızıyla birlikte çıktı.

Ferit Karahan, Antalya Film Festivali’nde ödülünü Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un elinden aldı. Karahan, sahneye kızıyla birlikte çıktı.

Festivallerden ödüller kazanması, yurt dışı gösterimlerini sağlıyor. Bu da çok önemli. Bunun dışında ödüllerin önemli getirileri nelerdir?
Ödüller aslında birer araç, temel mesele filmi izleyicilerle buluşturmak. İnsanlar izlesin istiyoruz. Örneğin; film Portekiz’de bir festivale gitti ve oradaki dağıtımcı filmi aldı, vizyona çıkardı. İspanya’da da bu ay vizyona girecek. Film, İspanya’da Valencia Film Festivali’nde ‘En İyi Film Ödülü’nü aldı. Ondan sonra hemen filmi aldılar ve orada vizyona çıkaracaklar. Oranın televizyonlarında da yayınlanacak. Ödüllerin getirisi, filmi izleyicilerle buluşturmak oluyor. Kişisel olarak ise benim yolumda bir sonraki işi daha kolaylaştırabiliyor. Eğer iyi bir hikâye ya da iyi bir senaryo yazarsam, iyi bir film çekme ihtimalim varsa yurt dışından birçok ortak oluyor, onlar çok daha rahat bulunuyor. Dağıtımcılar zaten seninle çalışmış olan dağıtımcılar ve yine seninle çalışmak istiyor. Bir sonraki işimi daha kolay yapacağımı umuyorum.

Yeni projeniz nedir?
Yeni proje bir distopya. Aslında 1980 döneminde geçmiş gerçek bir hikâye ama bize o kadar acayip geliyor ki onu ancak bir distopya şeklinde insanlara inandırabiliriz. Uzun süredir zaten bunu düşünüyorduk, şimdi bunu yapacağız. İkinci olarak da bu sonbahara doğru sinemalara direkt girecek bir komedi filmi düşünüyoruz.

Neden komedi filmi çekmeyi istediniz?
Çünkü bizim çok güldüğümüz ve sevdiğimiz bir mesele. Bir de gündeme çok uyuyor. Çok güncel ve modern bir komedi. Şu anki, ülkemizin içinde bulunduğu politik, siyasi, sosyolojik ne varsa kendi içinde barındıran bir pota gibi ve çok eğlenceli.

Senaryosunu siz mi yazdınız?
Senaryosunu Gülistan Acet ile birlikte yazıyorum.

Ferit Karahan ile eşi Gülistan Acet.

Ferit Karahan ile eşi Gülistan Acet.

Oyuncular belli mi?
Henüz belli değil. Senaryo tamamen bittikten sonra kadroyu daha kolay kuracağımızı öngörüyorum. Ben, oyuncularla iyi anlaşabilen bir yönetmenim, genelde hiç kavga etmiyoruz. Çünkü oyuncu ve yönetmenin birlikte bir yaratım sürecine girdiğini düşünüyorum. O yüzden istediğimiz oyuncuları bulabileceğimizi düşünüyorum.

‘Okul Tıraşı’ndan gişe anlamında beklentin nedir?
Bilmiyorum, bir rakam beklentim yok. Sadece izlensin istiyorum. Benim için ‘Okul Tıraşı’ sadece bir yatılı okul hikâyesi değil. Aynı zamanda bütün annesiz çocukların, aynı zamanda ülkemizin hikâyesi. Siyasi – politik bir durum da var, çok izlenebilir bir film. Bu mesele benim için önemliydi ve o yüzden çektim. Bütün dünyadan aldığımız tepkiler çok iyi. Film 85 dakika ama yarım saat izliyormuşsunuz gibi geliyor, çok hızlı bir film. Festival filmi algısından korkuluyor. Ben öyle bakmıyorum, bence çok iyi tempolu izlenebilir filmler var.

Bu kadar çok festivale katılıp ödül kazanmasına rağmen ‘ağır akan’ bir film olmadığını mı söylüyorsunuz?
Açıkçası o tür filmlerden çok sıkılıyorum. Beş dakika aynı plan… Bizim sinemamızda bunu kıran çok iyi yönetmenler var. Nuri Bilge Ceylan’ın filmi ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ buna örnek verilebilir. Çok iyi ve tempolu filmler var. ‘Okul Tıraşı’ da bunlardan biri. Hiç sıkılmıyorsunuz ve bir anda başlayıp bitiriyorsunuz. Senaryosu da öyleydi, yarım saatte okunuyordu. O yüzden izleneceğini düşünüyoruz.

‘Okul Tıraşı’nın 2022’de Türkiye’nin Oscar adayı olması konusunda bir hayli ümitli ve heyecanlıydınız. Ne var ki aday olarak belirlenmedi. Neler hissettiniz?
Üzüldüm… Aslında üzülmemin nedenlerinden biri de şu; birilerinin kazanıp birilerinin kaybettiği bir sistemde böyle algılanıyor. Herkesin kaybettiği bir sistem haline dönüşmüş. Şimdi ‘Okul Tıraşı’ gitmedi diye birileri kazanmadı, o, filmleri giden arkadaşlar da kazanmadı. Fakat bizim film gitseydi ilk 5’e kalırdık, bunu herkes söylüyor. Biz Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan maddi beklenti içinde değildik. Biz filmi orada izletip ilk 5’e sokardık. Bu da Türkiye için bir ilk olurdu. Bu durumda hepimiz kaybetmiş durumdayız ama günün sonunda ben yine de eksikliği kendimde ararım. Ben daha iyi bir film yapacağım ve buradan olmasa bile gerekirse direkt ABD’de gösterime çıkarırım.

Oscar’a aday olmak için ABD’de bir yapımcıyla ortaklık kurulabilir değil mi?
Çalışılabilir. Bizim halihazırda dağıtımcımız var, zaten ABD’de de vizyona çıkaracağız. Bunu daha önce yapmak lazım, ABD’de vizyona çıkardığınızda zaten sorun olmuyor, Türkiye’den gönderilmesi gerekmiyor.

Öyle bir planınız var mı?
Bir sonraki film için ABD’li bir yapımcıyla ortaklık yapmayı hedefliyoruz.

Bir Türk filmi Oscar kazanırsa ya da en azından ilk 5’e kalırsa getirileri neler olur?
Dünya sinemasında bizim pastamız çok küçük. Türkiye’de birkaç yönetmen var; Nuri Bilge Ceylan, Emin Alper, Yeşim Ustaoğlu ve benim gibi… 10 yönetmen var ve bunların filmleri bazı festivallere gidiyor. Örneğin; Cannes Film Festivali’nde iki Türk filmine yer açılmıyor ama iki Romen filmine açılabiliyor. İki İtalyan filmi de olabiliyor. Bizim dünya sinemasındaki pozisyonumuz, çok küçük ülkeler gibi, aşağı yukarı Arnavutluk ile aynı. Dizilerimizden söz etmiyorum. Oscar kazanılırsa daha fazla izleyiciye ulaşır, Türk sineması küresel ölçekte dikkat çeker. Daha fazla Türk filmi yurt dışında gösterime girecektir. Örneğin geçen sene Valencia Film Festivali’nden ödül aldım, bu sene tekrar bir Türk filmi daha aldılar. Çünkü merak ediyorlar, Oscar alınırsa da bunun gibi bir etkisi olacaktır. Ülkenin tanıtımından söz etmeye gerek bile yok. Zaten herkes Türkiye’yi tanıyor, tanınma gibi bir derdimiz yok ama bizim sinemamızın dünyaya açılması bakımından büyük bir katkısı olacağını düşünüyorum.

 

Gördüğüm kadarıyla ülkemizin tanınırlığıyla filmlerinin bilinirliliği ve izlenmesi paralel değil.
Yok, değil.

Paralel olması için özellikle kimlere görev düşüyor?
Birincisi, bence bu seçici kurul mantığının değişmesi lazım. ‘Bizden biri gitti’, ‘onlardan biri gitti’ olarak bakmamak gerektiğini düşünüyorum. Şöyle bir durum var; geçen sene yollanan film için başvuru yapmasalardı da ‘Okul Tıraşı’na yönelmeyeceklerdi.

Neden, sizi sevmiyorlar mı?
Bizi sevmemelerinden kaynaklı değil, adamın kendi mahallesi var ve o mahallenin dışına çıkmak istemiyor. Bir de şunu belirteyim; biz çok sayıda ‘En İyi Film’ ödülleri alınca, seçici kurulun masasına biraz güçlü gitti. “Ne oldu?” diye masada tartışmışlar.

O halde neden değerlendirilmedi? Bu kadar çok festivale katılıp ödül alan bir filmin değerlendirilmemesi…
Şöyle değerlendirmişler; kuruldaki bir sinema eleştirmeni benim etnik kökenimi hedef göstererek “Bu film ve yönetmen benim için gri bölgede” demiş. En çok kırıldığım şey bu oldu. Benim kürtlüğümü kastederek “Bu adam ve film gri bölgede” demiş. Ben, “Neden bunu yaptınız?” diye SİYAD’a telefon açtım. Benim için Türklük, Kürtlük, Araplık, İngilizlik, bunlar üstünden övgüyü de yergiyi de kabul edemeyeceğim durumlar. Siz böyle bir filmi ya da böyle bir yönetmeni buradan değerlendirirseniz, komik duruma düşersiniz ve bu çok faşizan bir durum. Benim en çok üzüldüğüm noktalardan biri bu ve bunu bir sinema eleştirmeni yapıyor. Gerçekten buna çok üzüldüm.

Telefon açtığınızda ne dediler?
“Öyle bir şey yok, yanlışlık olmuş, bir soralım” dediler. Ben de sonradan üstüne çok düşmedim. Çünkü gerçekten onların o tartışmalarından yoruldum. Sonra da ne tartıştılar bilmiyorum. Bu filmi beğenmeyebilirsiniz, göndermek istemeyebilirsiniz de ama birini etnik kökeni üzerinden hedef göstermek, üstüne üstelik o filmi hedef göstermek doğru bir şey değil. ‘Okul Tıraşı’ ne filmi olabilir ki? Benim yapımcım Türk diğer yapımcım Romen, dağıtımcım İtalyan, ben Kürt kökenliyim, oyuncular arasında Türk’ü var, Kürt’ü var, Çerkez’i var, Arap’ı var… “Bu film gri bölgede” diye nasıl değerlendirebilirsin ki. Böyle bir şey olabilir mi?

Eğer öyle düşünüldüyse bu durum ülkenin yapısına ve sinemasına büyük zarar verir.
Çok büyük zarar, bence ilk başta insana zarar, bütün insanlığa zarar. Bu bakıştan kurtulmak gerekir. Bizim etnik kökenlerimizi biz belirlemiyoruz. Etnik köken benim için övgü kaynağı da yergi kaynağı da değildir. Hiç kimse için olmaması gerekir. Bugün biz Fellini’yi İtalyan diye sevmiyoruz, iyi film yaptığı için seviyoruz. Eğer faşizan bir yerden bakmıyorsa, insanlara zarar vermiyorsa İtalyan olmasında, Hintli olmasında, siyahi ya da beyaz olmasında bir sorun yok. Neden sorun olsun? İlk başta bu bakışı aşmak lazım. Bence bunu aştıktan sonra sağlıklı bir değerlendirme yapabiliriz.

Dijital platformların ödüllü filmlere ve ödüllü film çeken yönetmenlere yaklaşımı nedir?
Benim onlarla hiçbir ilişkim yok. Biri dışında hiçbir dijital platformu tanımıyorum.

Bu kadar çok ödül kazandığınız halde “Ferit Bey gelin, çalışalım.” denmiyor olması tuhaf değil mi?
Bana da tuhaf geliyor. Çok rahatsızlık duyuyorum. İzleyici olarak bir içerik bulamıyorum. Onların yaptığı işlerde orijinal, kaliteli, sinemadaki filmlere eşdeğer bir içerik söz konusu değil. Sadece normal, bizim günlük kanaldaki dizileri oraya taşımışlar. Üstüne koydukları çok bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Kafa açıcı, daha özgür, daha yeni neslin bakış açısına uygun ya da onları ileri götürecek bir yaratım söz konusu değil. Benim en çok sıkıldığım nokta bu. Böyle devam ederse bir geleceğinin olduğunu da düşünmüyorum. 

Dijital platformlar ve sinema salonları arasındaki rekabette sizce ne olacak?
Ben sinemacıyım ve çok açık ve net bir şekilde filmlerin sinemada izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Perdede gördüklerinizle televizyon ve bilgisayar ekranında gördükleriniz aynı değil. Kendinizle baş başa kalmak… Bazen evde de yapıyoruz ama evde gelen giden olmadan, telefonlar olmadan filme odaklanabilmek çok az insanın lüksüdür. Filmler gerçekten bizim zevk alacağımız, bizim o karakterlerle birlikte hüzünlenip, ağlayıp, güleceğimiz ve bir yüz yılı aşkın bir eğlence sistemi o yüzden daha değerli olduğunu düşünüyorum. Dijital platformlar eğer böyle devam ederlerse bir zaman sonra çok daha erken söneceklerini düşünüyorum. Yeni bir bakış yok, çok klasik, bildiğiniz eski filmlerin kopyalarını daha düşük maliyetle daha az popüler oyuncularla yapmaya çalışıyorlar. Türkiye’de ülkedeki ulusal kanalların kopyalarını, Arjantin’de ise o ülkedeki ulusal kanalların kopyalarını yapıyorlar. Yeni bir şey yok. Kendilerini istedikleri kadar avutsunlar ama böyle devam ederlerse düşeceklerdir.

Belki daha yeni olduğu için ya da politikaları öyledir. Bilemiyorum ama siz sinema her zaman devam eder diyorsunuz, öyle mi?
Sinema herkes için öyledir. Sinemada düşündüklerimizle, bağ kurduğumuz hissiyatlarla, platformlardan aldığımız hissiyat aynı değil. Bir – iki platform dışında ben gerçekten izleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Eski filmlerden bahsetmiyorum. Örnek veriyorum; ‘Taxi Driver’ı platforma koyuyorlar ama o zaten sinemada izlenmiş, her yerde bulunabilen ve izlenebilen bir film. Onun gibi yapımlardan söz etmiyorum. Yeni içeriklerin neredeyse hiçbiri benim izleyebileceğim yapımlar olmuyor.




Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort şişli escort ataşehir escort şişli escort sex hikaye bursa escort betvino beylikdüzü escort